31 Aralık 2011 Cumartesi

NBA'de gecenin tahminleri ( Mutlu yıllar !!! )


New York Knicks @ Sacramento Kings

İlk 3 maçta 106 sayı ürettikleri Celtics maçına rağmen 88.7 sayı ortalaması yapan, Golden State gibi savunma zaafı olan bir takıma dahi 79 sayı atabilen bir Knicks, Amare Stuodemire'in oynamayacağı bu maçta attığı-yediği ortalaması 100-92 şeklinde olan Kings'e karşı hücumda yine problemler yaşayacaktır. Amare'nin olmadığı bir maçta, hücumda bu denli sıkıntı yaşayan (ki bence bunun yegane sebebi de 1 numaralı pozisyonda yaşadıkları eksikliktir) New York'a, her ne kadar rakibi Kings de olsa 200 gibi bir baremden alt tercihini rahatlıkla öneririm.


  • 200 sayı altı L


Pacers normalde alırdım ama back-to-back maçlarda zorlanıyorlar. Ayrıca 3 maçta da %40 şut yüzdesinin altında kaldılar. Ribaund üstünlüğü onlara maçları getirdi. Thunder-Suns maçında da alt bekliyorum, Phoenix'in eski hücum tadı yok, Thunder'dan 101 yeseler 100 atamazlar. Bu yüzden bu maç için de alt önereceğim. Onlar da dün gece maç yaptılar, bu da önemli bir etken. Maçın erken kopma ihtimali de cabası.

  • 201 sayı altı L

30 Aralık 2011 Cuma

Mahmuti : Nereye gidiyoruz ?




Ben Oktay Mahmuti'nin bu konuşmasını burada paylaşmayı, Türk Spor'unu daha iyi bir yerlere getirmek adına yerine getirilmesi gereken vicdani bir sorumluluk olarak görüyorum. Ağzına sağlık Oktay Hoca.

NBA'de gecenin tahminleri ( 30 Aralık '11 )


Kısa kısa geçelim ...

Cleveland Cavaliers @ Indiana Pacers

Pacers'ın rahat kazanacağını düşünüyorum. Kadrosunda 2 all star oyuncusu bulunduruyor, çok iyi ribaund grafiği var ve iç sahada. West, geçtiğimiz sezon Hornets formasıyla Cavaliers'a karşı 2 maçta 57 sayı 18 ribaund yapmıştı. Bugün onun da etkisiyle rahat kazanırlar. ML oranı değerli.

  • Pacers ML W
  • Pacers -9 L


Orlando Magic @ Charlotte Bobcats

Bobcats iç sahada muazzam bir cesaretle, Magic'e nazaran daha hazır durumdaki Heat'e muhteşem bir biçimde kafa tuttu, ilk yarısını 15 sayı önde kapattığı maçı 1 sayıyla kaybetti. DJ Augustin bu sezon sazın nihayet bütünüyle elinde olduğunu biliyor ve bunun tadını çıkarıyor. Diaw ilk maçlar itibarıyle triple double'a yakın bir çok yönlülük gösteriyor. Maggette kolay adapte oldu. Magic'i bireysel manada durdurmayı başarırlarsa ilk yarıyı önde kapatabilirler Heat maçına benzer bir senaryoyla.

183.5 maç için düşük bir barem gibi. Bobcats'in temposu geçmişe nazaran daha iyi, üst daha makul gibi.

  • Bobcats ilk yarı +2.5 W
  • 183.5 üstü L


New Jersey Nets @ Atlanta Hawks

İlk maçtan çok da farklı bir senaryo beklemiyorum. Üstelik Nets dünden yorgun. Çok ama çok kötü hücum ediyorlar. Offseason'da hazırlanamadıkları o kadar belli ki, hiç bir hücum organizasyonu arzu edildiği gibi işlemiyor. Mehmet çok yeni, Deron tek başına ve bu iki oyuncu dışında bireysel yetenekleriyle tek başına bir şeyler üretebilen bir oyuncuları yok. Bir umut çaylak Brooks,onun dışında Hawks gibi hazır ve diri bir takım karşısında şansları yok denecek kadar az. İlk çeyrekleri açık ara geride kapatan Nets'in yine ilk çeyrekten bileği bükülür gibi.

  • Hawks ML W
  • Hawks ilk çeyrek -3.5 L
  • Hawks ilk yarı -5.5 L
  • Hawks -11 L

Detroit Pistons @ Boston Celtics

Celtics için artık kazanma vakti. Pierce da dönecek sanırım bu gece, hala net değil ama dönmeye çok çok yakınım demişti ve bugün dönmeyi planlıyordu. Pistons kadar kolay lokma, iç sahada Pierce'ın döndüğü bir maçta 3 maçlık kötü başlangıcı kırmak için ideal. Celtics bunca şanssızlığa, kötü giden bunca şeye, Pierce'ın eksikliğine rağmen konferanstaki büyük rakipleri Knicks ve Heat'e her şeyin çok kötü gittiği iki maçta kaybetse de kan kusturmayı başardı. Her şeyin o kadar ters gittiği maçlara dahi ortak olabilen bir Celtics'in bugün Pistons'ı rahat geçmesi gerek.

  • Celtics ML W


Phoenix Suns @ New Orleans Hornets


Hornets'in Gordon'la yaptığı sürprizi Gordon olmasa da bugün tekrarlayabileceğini düşünüyorum. Steve Nash 38 yaşına basmak üzere, keza Hill de öyle. Suns için parlak günler geride kaldı. Hornets ise yeni oyuncularına çabuk uyum sağladı, aslında her şey o kadar da kötü değilmiş havası geliyor takıma yavaş yavaş. Suns'ı ikinci kez yenerler diye düşünüyorum.

  • Hornets ML L


Miami Heat @ Minnesota Timberwolves


66 maç sürecek, yoğun bir sezonda Heat'in önemli oyuncularını yormak istemeyeceğini düşünüyorum. Bu gibi turnelerde, Bobcats maçında da görüldüğü üzere fark için çok kasmıyorlar. Wolves sezon başında, yeni oyuncularıyla yeni bir heyecan yakalamış durumda. Heat fark yapsa da dinlenirken fark kapanır gibi. Wade'in de ayağındaki sakatlık sebebiyle oynamaması söz konusuyken Wolves handikap diyorum izninizle.

  • Wolves +9 W
  • 211.5 sayı altı W


Toronto Raptors @ Dallas Mavericks

Dallas dün hakettiği maçı Durant'in marifetiyle kaybetmek zorunda kaldı. Bu 0-3'lük başlangıç onları daha da çok ateşlemeli, Raptors'a da kaybederlerse ( ki NBA'in en kötü 5 takımından biridir herhalde ) her şey iyice içinden çıkılmaz bir hal alacaktır. Rahat Mavs galibiyeti bekliyorum.

  • Dallas Mavericks ML W

Chicago Bulls @ L.A Clippers

Clippers'da henüz taşlar yerine oturmadı. Spurs gibi bir takımda %56'lık yüzdeyle boyalı alandan 48 sayı yediler. Bulls Boozer,Noah,Gibson gibi oyuncularını iyi kullanırsa, zaten arka alanda Rose'un CP3'e 4 maçtır süregelen bir üstünlüğü var. Bulls bir deplasman galibiyeti çıkarabilir.

  • Bulls ML W

Hem TV'de, hem radyo'da yayındayız


Bu akşam saat 20.00'de BJK TV'de Cengiz Keçeli'yle birlikte Eyüp Yıldız'ın konuğu olacağım, dilimiz döndüğünce NBA ve Beko Basketbol Ligi üzerine konuşmaya çalışacağız.

Hemen ardından aynı ekip saat 22.00-24.00 arası Radyospor'da canlı yayınla gecenin NBA maçlarını yorumlayacağız. Yayını İstanbul'dan 107.2 frekansıyla dinleyebilirsiniz.Aynı zamanda www.radyospor.com adresinden yayını canlı dinleyebilirsiniz.

29 Aralık 2011 Perşembe

NBA'de şike şüphesi ! :)



Ya bu kadar kötü bir tahmin gecesinden sonra (New York sağolsun,Curry'siz Warriors'tan fark yemek nedir ya..?) maç özetlerini izlerken bu kadar güleceğim aklıma gelmezdi. Ciddi söylüyorum, başıma ağrılar girdi. Sanırım ilk defa böyle bir şey görüyorum.

Videoda da görüldüğü üzere Lebron James tertemiz bir smaç yapıyor ancak top çemberin içinden geçer geçmez bloğa kalkmış olan Gerald Henderson'un kafasına çarpıp geri çıkıyor. Burada pozisyondan daha komik olan şey Bobcats oyuncularının buz gibi smacı görmezden gelip hadi hadi diye hiç bir şey olmamış gibi fast break'e gitmeleri ve Maggette ile turnikeden 2 sayı bulmaları. Basit bir göz yanılması Heat'e öyle kritik bir dakikada 4 sayıya maloldu. Allah'tan maçı 96-95 kazandılar da bu pozisyonun da ertesi gün telegolde tartışılma ihtimali, Erman hoca'nın haklı isyanı gibi şeyler görmek zorunda kalmadık :)

İlk bakışta Lebron smacı kaçırmış, top çemberin iç kısmına çarpıp sekmiş gibi görünüyor. Heat teknik kadrosu da ne kadar pasifmiş yahu, Doc Rivers falan olsa o salonu yıkar yine alırdı o basketi.

28 Aralık 2011 Çarşamba

NBA'de gecenin tahminleri ( 28 Aralık '11 )


Her gün tahmin yazabilecek miyim bilemiyorum ama yazmaya devam edebildiğim sürece post için seçtiğim resimde '' Önceki günden akılda kalanlar '' kıstasını dikkate almaya çalışacağım. Dün deyince de akıllara Celtics - Heat maçı, Celtics - Heat maçı deyince de akıllara '' Hayırlı evlat Norris Cole '' geliyor. Heat'in çaylağı, Celtics'le defalarca maç yapmış biri kadar güvendi kendine dün, ve bugün tüm Amerikan Spor medyasının gündemine yerleşmiş durumda. E bize de Türk medyası olarak '' Hayırlı Evlat '' başlığı atmak bir nevi vacip oldu :)



Indiana Pacers @ Toronto Raptors

Pacers bu sezon Doğu'da çıkış yakalamasını beklediğim takımların başında geliyor. Doğu'nun Thunder vakası demek için belki de çok erken ama doğru rotayı izlerlerse bir kaç yıl içerisinde Thunder'ın bir kaç yılda Batı'nın zirvesine yürümesine benzer bir ivme yakalayabilirler. Off-season'da yaptıkları David West hamlesi, bekleneni vermeye başlayan Roy Hibbert - Tyler Hansbrough ikilisine tuz biberden öte bir şey oldu. Geçtiğimiz sezonu 9 ribaund ortalamasıyla kapatan Granger'ın da ribaund katkısı da göz önünde bulundurulduğunda tam anlamıyla ribaund canavarı bir takım oldular. Pistons'a karşı oynadıkları ilk maçı 3 uzunun verdiği muazzam katkıyla rahat kazandılar. 91-79 biten maçta Hibbert 16 sayı 14 ribaund, Hansbrough 15 sayı 13 ribaund ve West 11 sayı 12 ribaund yaptı. Bu sayede %36.8 şut yüzdesinde kaldıkları bir maçı farklı kazanmayı başardılar. Buldukları ikinci şans fırsatlarından tam 14 sayı çıkaran Pacers, Pistons'a karşı 53-40'lık ribaund üstünlüğü kurdu. Geçtiğimiz yıl koç Frank Vogel'in ilk maçında rakiplerinden 20 ribaund daha fazla çektikleri maçta Raptors'u 104-93'le geçmişlerdi.

Tüm bu ribaund detaylarını, maçı Pacers'ın ribaund alarak kazanacağını düşünmem üzerine söylüyorum. Bargnani-Johnson ikilisi Hibbert,West ve Hansbrough gibi bir trioyla başetmek durumundalar.

Yeni koç Dwane Casey'le sezona galibiyetle başlayan Raptors ise 7 oyuncusunun çift hanelere ulaştığı maçta Cavaliers'ı rahat geçti. Topu iyi paylaştılar, Barbosa kenardan 14 sayılık bir katkı yaptı ve Cavs'ı geçerek yeni sezona merhaba dediler.

Bu gece hızlı, tempolu bir maç bekliyorum. İki taraftan birinin ilk iki çeyrekten birinde 30'lu sayılara yaklaşması ve hatta geçmesi mümkün olabilir. Bu bağlamda şut yüzdelerinde aşırı bir düşüklük olmaz ise iki taraftan birinin 100 ve üzeri skor üretmesi mümkün gibi görünüyor. Pacers'ın ribaund'larda kuracağı üstünlükle ve temposuyla, dahası Granger,West gibi all-star kalibrede oyuncularının oluşturacağı farkla galibiyete uzanacağını düşünüyorum. Nihayetinde Raptors'un uzun süredir devam eden '' Maçın kaderini tayin edecek oyuncu eksikliği '' problemi var. Chris Bosh gittiğinden beri bu boşluk var. En iyi oyuncunun Bargnani olduğu bir takımdan söz ediyoruz.

Pacers'ın kaybetmesi kanımca sürpriz olur.

  • Pacers ML W
  • Pacers -4 W
  • Over / Üst 193.5 sayı L

Boston Celtics @ New Orleans Hornets

Celtics dünkü performansıyla beni Celtics organizasyonuna ve Doc Rivers'a bir kez daha hayran bıraktı. Lebron-Wade-Bosh üçlüsünün muhteşem oyunu, ilk yarıda yedikleri 69 sayı, izin verdikleri %65'lik şut yüzdesi, 15 sayı fark, Pierce'ın yokluğu, sürpriz yumurta Norris Cole gibi bir çok öldürücü etkene rağmen Celtler bir türlü kopmadı maçtan. Her defasında bir şekilde geri gelip son çeyrekte farkı 3e kadar indirmeyi başardılar. Her şeyin bu kadar tepetaklak gittiği bir maçta, ligin şampiyonluk adayı takımına deplasmanda bu denli kan kusturabiliyorsanız gerçekten büyük takımsınız.

Hornets ise takasların ardından kurulan yeni ekiple Suns'a acı bir sürpriz yaşattı Noel gecesinde. Yeni transfer Gordon, ilk maçında 20 sayı atarken 4.2 saniye kala attığı orta mesafe şutla da takımına maçı kazandırmayı başardı. Koç Monty Williams, Gordon'a '' Topu ona verin ve işini yapışını izleyin '' diyecek kadar güveniyor.

Bu maçla ilgili vereceğim ilk tahmin ilk yarıda daha çok sayı olacağı yönünde. Celtics ilk iki maçta akıllara zarar bir savunma performansı gösterdi. İlk maçta New York'tan ilk yarıda 62 sayı yediler, ikinci maçta da Heat'ten 69 yediler. Akıl alır gibi değil. Daha da enteresanı her iki maçta da ikinci yarıda savunmada kendilerini bulup maçı getirmeyi başardılar.

Kafa kafaya gitmesi beklenen bu maçta da son iki çeyrek savunma dozajının artacağını düşünüyorum. Celtics bu maçı da kaybederek akılları iyice bulandırmak istemeyecektir. İlk yarısını tempolu geçmesini beklediğim maçı Celtics'in Rondo-Garnett-Allen üçlüsüyle kazanacağını düşünüyorum. İlk 2 maçta 26.5 sayı 12.5 assist 6.5 ribaund ortalama yapan Rondo'nun Jarrett Jack karşısında da benzeri bir performanstan geri duracağını zannetmiyorum. Celtics 100'e yaklaşabilir, savunma zaaflarıyla da 80 ve üzeri sayı yemeleri muhtemel.

  • İlk yarı daha çok sayı olur L
  • Celtics kazanır L
  • Üst/ Over 175.5 L

Washington Wizards @ Atlanta Hawks


Wizards'taki problemlerin ne büyük olduğunu, 20 sayıdan verdikleri Nets maçında gördük. Aynı Nets'in dün 36 sayı farkla Hawks'a nasıl mağlup olduğunu da gördük ki Nets için durum gerçekten içler acısıydı. Hawks 1999'dan sonra (Cavs'ı 65 sayıda tutmuşlardı) rakibini en az sayıda tuttuğu maçı 106 sayı atarak kazandı ve lige ne kadar hazır olduğunu gösterdi.

Tam 6 oyuncu çift hanelere ulaştı, Horford'un da 8 sayıda kaldığını da ekleyelim. Kariyerinde 24.5 ortalamayla oynadığı Wizards'a karşı Hawks formasıyla ilk maçına çıkacak olan T-Mac dün 12 sayı atarak Hawks kariyerine iyi bir başlangıç yaptı. Radmanovic de yedeklediği oyuncunun benchte rahat rahat dinlenebileceği güveni performansıyla takımına sundu.

Hawks evinde, Doğu'nun en kötü takımlarından birine daha çift hanelerle fark atıp ikinci maça da tik atacaktır diye düşünüyorum. Wizards'ta Blatche'ye '' Ya kardeşim ben yüksek posttan bir şey yapamıyorum, şu topu bana boyalı alanda verin valla başka bi yerde bi işe yaradığım yok '' dedirtecek düzeyde problemler var. Nets maçında da gördük durumu.

Özet ; Hawks gibi bir takımın Wizards'ı dümdüz etmesi gerek. Aksi sürpriz olur.

  • Hawks ML W
  • Hawks -9 W

New York Knicks @ Golden State Warriors

Sözü çok uzun tutmayacağım. Knicks'in oyuncularının genel yapıları ve takım olarak oyun stilleri, Warriors'a savunmada zor anlar yaşatabilecek seviyede. Melo-Amare-Chandler üçlüsüyle baş etmeleri zor, Knicks'in ikinci maça da tik atıp geçmesi muhtemel . Curry ve Ellis çok ekstra bir şeyler yapmazsa, Lee ve Biedrins'in Amare-Chandler ikilisiyle meşgul olduğu bir günde Knicks kazanacaktır diye düşünüyorum. Bana taktik ağırlıktan çok, bireysel yeteneklerin performanslarıyla süregelen spontan bir maç olacak gibi geliyor. Boyalı alandaki üstünlüğü ve Melo faktörüyle Knicks üstün. New York ekibi 3 gün dinlendikten sonra oynayacağı bu maçta fiziksel avantajını galibiyete çevirecek güçte.

edit : Stephen Curry yüksek ihtimal oynamayacak. Son idmanı kaçırdığı bilgisi var. Knicks handikap diyorum.

  • Knicks ML L
  • Knicks -5 L

Bunlar haricinde skor üretmekte güçlük çeken iki takımın mücadelesinden uzatma olmadığı sürece 188 sayı çıkacağını zannetmiyorum. Pistons - Cavs maçı alt eğilimli bu açıdan. Clippers ve Jazz gecenin sürpriz underdog adayları.

Herkese keyifli bir NBA gecesi & Bol şans ...

27 Aralık 2011 Salı

NBA'de gecenin tahminleri ( 27 Aralık '11 )



Atlanta Hawks @ New Jersey Nets

Nets, Brooklyn'e taşınmadan önceki son sezonuna dünkü muhteşem galibiyetle başladı. Brook Lopez'in eksikliğine rağmen, Mehmet Okur'dan sayı katkısı almadıkları bir maçta D-Will ve Humpries'in muhteşem performanslarıyla 20 sayının üzerinde bir farkı eritip deplasmanda Wizards'ı devirmeyi başardılar. Yine de Nets için çok iyimser konuşamayacağım, Howard gibi bir takas hamlesi vs. gelmediği sürece Doğu'da play-off görmeleri mucize olur.Dün geceki maçta da nihayetinde geriden gelip kazandıkları takım,takım demeye bin şahit isteyen bir Wizards'tı. Her türlü dengesizliğe gebe bir maçtı. Hawks gibi bir takıma karşı aynısını yapmaları o kadar da kolay olmayacaktır.

Hawks 4 sezondur play-off istikrarıyla oynayan, yerleşik bir takım. Geçtiğimiz sezonu 14.2 sayı ortalamasıyla kapatan Jamal Crawford'u Blazers'a kaptırışlarına karşılık olarak 3 tecrübeli oyuncuyla anlaştılar. T-Mac,Jerry Stackhouse ve Vladimir Radmanovic bu gece Hawks'la ilk maçlarına çıkacaklar. Bunun haricinde Hawks, sezona kısa zamanda iyi bir hazırlık dönemi geçirerek başladı. Geçtiğimiz sezonu 95 sayı ortalamayla NBA sıralamasında 26.sırada kapatan takım, hücum gücünü arttırmak için oyun temposunu arttırmayı planlıyor. Bu şekilde Joe Johnson,Josh Smith,Marvin Williams, Al Horford gibi atletik oyuncularından üst düzey katkı almayı planlıyorlar ki böyle bir kadroda en mantıklı tercih de bu olur zaten.

Sakat Hinrich'in yerine play-off'ta ilk beş çıkan ve Rose'a karşı ortaya koyduğu performansla takdir toplayan Jeff Teague, bu gece Hawks'ın ilk beşinde yer alacak yine ve Rose'a karşı yaptıklarının tesadüf olmadığını ıspat etmeye çalışacak.

Deron Williams'ın triple double'a yaklaşan muhteşem performansı Nets adına ümit verici, bu gece yine yük onun omuzlarında olacak. Teague'in onu durdurabilmek adına yapabileceği en iyi şey hızıyla Williams'ı yormak olabilir, onun haricinde durdurması çok zor. Ayrıca Hawks'ın New Jersey'de Nets'e karşı oynadığı son 18 maçın 16'sını kaybetmesi gibi bir durum söz konusu.

Yine de Nets bana D-Will dışındaki pozisyonlardaki oyuncu niteliği ve niceliğiyle hiç güven vermiyor Hawks gibi yerleşik bir takım karşısında. 1 numaranın dışında Johnson-Josh Smith-Marvin Williams-Al Horford dörtlüsü, kendilerine karşılık gelecek isimlerin her birinden en az 2-3 gömlek üstün oyuncular. Özellikle Horford Nets uzunlarını zorlayabilir.

Dün gece Wizards deplasmanından dönen Nets'e karşı, ligdeki ilk maçını oynayacak olan dinlenmiş Hawks'ın iyi başlayıp iyi bitireceğini düşünüyorum. Deplasman takımlarına eksi handikap almak pek huyum değildir, dün Nets'in yaptığı geri dönüşü de göz önünde bulundurarak handikap için ilk yarıyı önereceğim.

  • Hawks kazanır W
  • Hawks ilk yarı -2.5 W
  • Hawks ilk çeyrek -1 W

Boston Celtics @ Miami Heat

Sezonun herhalde en kötü açılış fikstürlerinden biridir Celtics'inki. Pierce'dan yoksun bir Knicks deplasmanını 17 sayıdan gelip 10 sayı öne geçtikten sonra son topta kaybetmelerinin ardından Pierce'ın oynasa dahi sınırlı süre alacağı bir maçta hazır bir Heat'e konuk olmak pek iç açıcı bir durum değil. İlk maçta ligin en iyi savunma takımlarından biri olarak bilinen Celtics'in ilk çeyrekte 34,devrede 62 sayı yediğini görünce '' Ne oldu bu adamlara? '' diye sormaktan kendimizi alamamıştık. Rivers fark 17'yken oyuncularını kenara çekip '' Hala vaktimiz var,daha bu maça ortak olacağız,öne geçeceğiz ancak bu şekilde bu iş olmaz. Bu yumuşaklıkla oynadığımız sürece bunu başaramayız, daha sert olmalıyız '' dedi ve gerçekten de ikinci yarıda Celtics savunmada sertliği arttırarak toparlanıp öne geçmeyi başardı. Buna rağmen Melo'yu durduramadılar ve kaybettiler. İkinci yarıda ortaya konan performans gösterdi ki, Celtics'i Celtics yapan şey sertlik ve savunma. Bu gece Heat'e bir sürpriz yapmak istiyorlarsa, çok ama çok sert oynamak durumundalar.

Heat ise ilk maçta Mavs deplasmanını rahat geçti ve geçen sezona nokta koyduğu salonda yeni sezona iyi bir başlangıç yaptı. Bosh faül problemi sebebiyle 9'da 2 isabette kaldı, bunu da Lebron James iki kişilik oynayarak telafi etti aslında ve kazandılar. Battier gibi net bir hamle yaptılar offseason'da ve eminim sezoun ilerleyen kısımlarında bunun meyvesini toplayacaklar.

Son maçı Celtics 97-87 kaybetmişti ancak Rondo sakatlığı sebebiyle etkili olamıyordu. 10 sayı 7 assist ortalamalarına hapsolup kalmıştı. Bu gece 20-10 yapacak form düzeyinde olduğu söylenebilir. Öte yandan Bass takıma çok çabuk uyum sağladı, Davis'ten daha faydalı olacağından eminim.

KG-Bass ikilisinin agresifliği maçın kaderini belirleyebilir. Bosh'u devredışı bırakmayı başarabilirlerse Lebron-Wade ikilisiyle başedebilirler. Heat gibi patlayıcı bir takım için 10-0'lık bir seri yapmak zaman zaman 1-2 dakikaya bakabiliyor ancak ben yine de derbi niteliğindeki bu maçta 10 sayı ve üzeri fark olacağını zannetmiyorum.

Celtics Doğu'daki iki büyük rakibe art arda iki maç kaybederek sezona 0-2'yle başlamak istemeyecektir. Knicks maçının ikinci yarısında gösterdikleri sertlik maç içinde sürtüşmelere ve hatta maç sonunda kavgaya kadar varmıştı. Hem de Noel gecesinde,mübarek gün ! Bu gece de aynı sertliği uygularlarsa maça ortak olabilirler. Bu sertliğin de alt bahsini getireceğini düşünüyorum düşük güvenle.

  • Celtics +10 W
  • Under/Alt 186.5 L
Sacramento Kings @ Portland Trail Blazers

Kings dün Lakers'ı %42'de tutup ilk yarıda potasında yalnızca 40 sayıya izin verince, Lakers için işlerin zorlaşması kaçınılmaz oldu. Üstelik Hornets'dan gelip 27 maçta yakaladığı 21.3 sayı ortalamasıyla 4 yıl-33 milyonluk kontratı kapan Thornton da paranın hakkını verip 27 sayıyı atınca işler iyice karıştı ve Kings ümit ettiği galibiyeti aldı. Blazers da evinde ağırladığı Sixers'ı 107-103'le geçti.

Blazers baştan sona önde götürdü maçı. Hatta son çeyrek fark bir ara 15 oldu ancak Sixers'ın son dakikalara doğru yakaladığı seriyle 4'e kadar indi. Handikap alanlar için çok üzgünüm,keza 15 sayıdan gelip yarım sayıyla kaçtı. Aldridge ve Wallace'un etkili performansları (toplamda 46 attılar 25-21'le) ve kenardan gelip 22 dakikanın altında bir süre aldığı maçta 12 sayı 4 ribaund 4 assist 4 top çalma yapan Crawford'un etkili oyunu Sixers düğümünü çözmeye yetti. Blazers söyledikleri gibi hazır görünüyor. Sahanın bütününde ziyadesiyle agresif,hareketli ve baskılı bir oyun ortaya koyuyorlar.

Sixers'ın ardından Kings'i de geçerler bu gece. Standart oranıyla alınabilir diye düşünüyorum.

  • Blazers kazanır W

Dün gece izlediğim Lakers'a güvenip bu gece -4.5 alabileceğimi zannetmiyorum. Hele ki Kobe ve Gasol hafif sakatlığa rağmen oynuyorken. Gasol Jazz'ın Millsapp-Jefferson-Enes-Favors dörtlüsüyle uğraşacak, bu da bir diğer etken. Yine de peşpeşe üçüncü mağlubiyeti iç sahada almak hiç Lakers'a göre değil. Bulaşılmaması gereken bir maç, Jazz'ı izlemek gerek. Gecenin underdog sürprizini Minnesota T-Wolves yapabilir. Bucks kötü takım.

Herkese keyifli bir NBA gecesi ve bol şans...

Delidir, ne yapsa yeridir.



Aylar sonra bu gece ilk defa 12 maçlı bir NBA gecesinde sabahlamanın tatlı huzuru var üzerimde. Futbolda şampiyonlar ligi maçları oynanırken her gol olduğunda '' Evet Marsilya'dan gol haberi var hemen bağlanıyoruz '' diyen sunucu gibi hissettim kendimi dün gece Nets bir ara 33-9 olan maçı 20+ sayıdan getirip kazanmaya başlarken '' Aha da geliyorlar '' deyip o maça zapladığımda. (Beşiktaş'ın çocuğu Deron Williams'a da bu vesileyle şükran sunuyorum göğsümüzü bir kez daha kabarttığı için, Büyük Beşiktaş'lı adamım benim. Hayatımda yapmadan ölmek istemediğim şeyler listesine D-Will'i NBA'de çıplak gözle izlemeyi de ekledim.Gideceğim nasip olursa.) Normalde bir maça takılıp keyfini çatmak varken bu yoğunlukta bir zaplama zıplama faaliyetinde oluşumuzda elbette ki herhangi bir takım için '' Ne durumdalar acaba ya bir bakalım bakalım '' diye düşünüyor olmamız da başrollerde tabi.

Bu tip gecelerde maçları canlı takip etmek kadar, takipçisi olduğunuz bir takım forumlarda dönen maç geyikleri de hayli keyifi oluyor. Bir nevi toplu maç seyredip paslaşıyormuşsunuz, muhabbet çeviriyormuşsunuz gibi oluyor, hoş oluyor vesselam.

İşte bu muhabbetler esnasında bir kaç kez rastladığım '' Ya arkadaş bu Lakers'taki Metta World Peace kimmiş yahu ? '' türü mesajlardan sonra '' Kaan Kural'ın bir süredir kullandığı twitter avatarına rağmen sanırım hala bir çok kimsenin bu çılgınlıktan haberi yok '' diye düşünüp bu duyuru niteliğindeki postu atma ihtiyacı hissettim.

Dün gece Kings'e karşı Lakers'ı maça tutunduran performansı gösteren bu arkadaş, hepimizin bildiği Ron Artest'tan başkası değil.

Evet, Artest isim değişikliğini tescil ettirdi ve yeni ismini '' Dünya Barışı '' anlamına gelen '' World Peace '' olarak belirledi.

NBA'in en huysuz, en aksi, en kavgacı oyuncularından biri için hayli ironik olduğunu düşünsem de yorumu sizlere bırakıyorum, ancak '' Delidir, ne yapsa yeridir. '' demekten de kendimi alıkoyamayacağım.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Yılın videosu !

Muhteşem bir çalışma. Kesinlikle izleyin. Tüyleri ürperiyor insanın izlerken. Özellikle son sahne muazzam.

NBA'de gecenin tahminleri - 26 Aralık '11



Öncelikle gecikme için üzgün olduğumu belirteyim. Bekleyenler var çünkü, bu saate kadar tuttuğum için gerçekten üzgünüm, ilgi gösterenlere bu vesiyleyle şükranımı da sunayım. Çok da uzun tutmadan verelim tahminlerimizi ;

Oklahoma City Thunder @ Minnesota Timberwolves

Wolves, bu yıl en çok izlemek istediğim takımların başında geliyor. Bunun en önemli sebebi de beklentilerin altında kalmış, Rubio, Milicic, Johnson gibi isimler. Özellikle takım arkadaşlarının twitter'da Rubio hakkında söylediği övgü dolu sözler. İdmanlardaki performansı için çok iyi şeyler konuşuluyor.Bu da genç İspanyol'un bu yılki NBA performansı hakkında merak uyandırıyor. Ayrıca kadroya eklenen Barea, temponun yüksek tutulduğu anlarda deliciliğiyle enteresan işler yapabilir. Bu da bende merak uyandıran bir diğer etken.

Thunder hakkında söyleyebileceğim en önemli şey , Batı'nın yükselen yeni zirve adayı oldukları. Durant ligin en iyi oyuncusu olabilir, belki de oldu bile. Gördüğüm en muhteşem potansiyel diyebilirim. Gerçekten basketbol oynamak için sonradan sonraya mutasyonla oluşturulmuş bir oyuncu gibi. İnanılmaz uzun, ancak bir o kadar da seri,çevik ve kıvrak. Şut atıyor, ribaund alıyor, pas dağıtıyor, her şeyi yapıyor. Etrafındaki kadro da itinayla kuruldu ve başlarına da Scott Brooks gibi bir koç getirildi. Haliyle başarı da gelir oldu.

Maçla ilgili söyleyeceğim şey ise, Wolves'in bu kadar oturmuş bir Thunder'ı yenmesinin sürpriz olacağı yönünde. Thunder'ın Durant önderliğinde muhteşem bir iskeleti, uzun süredir bir arada oynayarak oluşturmuş olduğu bir oyun disiplini, yerleşik bir düzeni var. Wolves bu düzenin yanında çok dağınık, henüz yapım aşamasında, hatta yolun başında bir takım. Onlar adına bu yolda '' Oldu '' diyebileceğimiz tek şey Kevin Love'dır sanırım. Bugün NBA'in hangi takımına koysanız muhteşem performansına kaldığı yerden devam eder.Onun haricinde her şey ve herkes için '' natamam '' desem abartı olmaz.

İlk beşler :

Thunder : Westbrook-Sefalosha-Durant-Ibaka-Perkins
Timberwolves : Ridnour-Johnson-Beasley-Love-Milicic

Wolves'in direnebileceğini zannetmiyorum. Gerçekten sürpriz olur. Durant ve ekibi, Magic galibiyetiyle açtığı sezonun ikinci maçını da kazanır diye düşünüyorum.

  • Thunder ML W
  • Thunder -5 L

Philadelphia Sixers @ Portland Trail Blazers

Geçtiğimiz yıl sezonu mağlubiyet serisiyle açan Sixers, Rose Garden'da bileğini bükemediği Blazers'la açıyor bu defa sezonu. Doğu ekibi Off-season'da önemli bir değişiklik yapmazken, Blazers bir çok takımın kolladığı, 2009-10 sezonunun en iyi 6.adamı Jamal Crawford'u kadrosuna katarak süperstar'ı Brandon Roy'un 27 yaşında ilan ettiği emekliliğini bir nebze teselli etmiş oldu.

Güzel maç olacak. Bir yanda yeni, ancak dinamik ve atletik isimlerden oluşan Sixers, diğer yanda tecrübeli isimlerden kurulu, Nate McMilan önderliğindeki Blazers. Sözü çok uzatmadan ilk beşleri vereyim :

Sixers : J.Holiday-J.Meeks-A.Iguodala-E.Brand-S.Hawes
Blazers : R.Felton-Matthews-G.Wallace-L.Aldridge-M.Camby

Felton deyince akıllara,off-season'da ortaya çıkan şok fotoğraflar geliyor tabi. En son gördüğümde en aşağı 20 kilo fazlası vardı. Zannediyorum toparlanmıştır, o halde NBA'de top koşturması mümkün değildi. Performansı merak konusu.

Blazers'ın önalan üçlüsüyle ağır bastığını düşünüyorum. Wallace-Aldridge-Camby üçlüsü atletik yapıları ve tecrübeleriyle ligin korku veren isimleri arasında yer alıyor. Oyunun her iki yönünde de agresif ve sert oluşları bu tip genç ekiplere karşı işlerini kolaylaştırıyor. Sixers uzunlarını biraz olsun faul problemine sokabilirlerse işleri çok çok daha kolaylaşacaktır. Alan savunmasına çekildikleri aralarda Meeks'e dikkat etmeleri gerek, bileği ısındığında can yakan üçlükler sokabilen bir oyuncu keza.

Sixers dinamik tavrıyla direnip maç sonuna kadar skoru yakın tutmalı. Ancak bu şekilde Rose Garden'dan galibiyet çıkarırlar. Wallace ve Camby ilerleyen yaşları sebebiyle, Felton da kaybettiği formu yüzünden oyunun ilerleyen dakikalarında form düşüklüğü yaşayabilir. Blazers benchinin ilk beşin dinlendiği dakikalarda göstereceği performans çok önemli. Crawford'a güveniyorum. Kenardan gelip oyunu sürüklemek konusunda ligin en iyilerinden biri o.

Blazers etkili bir savunma performansıyla kazanacak diye düşünüyorum. Her iki takım da lokavt ve sonrasında yapılan kısa hazırlık kamplarının cefasını hücumda tökezleyerek çekebilir. Pek skorlu bir maç olmamakla beraber 96-88 gibi bir Blazers galibiyeti olabilir. Yine de ilk etapta fazla açılmaksızın izlemekte fayda var.

  • Blazers ML W
  • Blazers -4 V
  • Under 188 L
Los Angeles Lakers @ Sacramento Kings

Evet Lakers'a açılan oran hayli manidar. 1.69, Lakers gibi bir takım için Kings gibi bir takıma karşı yüksek ve değerli görünüyor. Bunda Sarı-Mor'luların Odom'u kaybetmiş olmalarının, ve Bynum'ın sakatlığının etkisi büyük, ayrıca artık Phil Jackson da yok. Tüm bunlara rağmen, Lakers'ın dün Bulls gibi bir takıma Kobe'nin elinden nasıl kan kusturduğunu gördük. Bu bağlamda bu oran kesinlikle değerlidir.

Kobe'nin sezonun ilk iki maçını art arda iki gecede kaybetmeyi hazmedebileceğini zannetmiyorum.

Gasol, ligin en akıllı, en doğru oynayan pivotlarından biri. Bunun haricinde en iyi pivotlarından biri. Bu gece karşısında Kings'in genç uzunu DeMarcus Cousins olacak. Çok ama çok duygusal bir oyuncu. Gasol'ün Avrupa altyapısıyla döşenmiş muhteşem yetenekleri karşısında kontrolü kaybetmesi olasıdır. Faül problemine girebilir. Artest da etkili bir savunma performansı ortaya koyar da Salmons'u yavaşlatabilirse Kings için işler daha da zorlaşabilir.Bu açıdan Evans'ın performansı önemli. Ayrıca çaylak Frigette'in performansı da belirleyici olacak.

Kings lige Lakers galibiyete başlamak adına maça sonuna kadar asılacaktır ancak ben son sözü yine Kobe'nin söyleyeceğini düşünüyorum.

Bu oran bir kaç ay sonra '' Yine olsa da alsak '' diye iç geçirebileceğimiz türde bir oran. Çok yüksek güvenle olmasa da öneririm.

  • Lakers ML L

Chicago Bulls @ Golden State Warriors

Bulls dün gece 94 milyon'luk yeni sözleşmeye imza atan süperstar'ı Rose'un elinden muhteşem bir galibiyet elde etti Lakers karşısında. Lige iyi bir başlangıç yaptılar. Warriors ise dün Curry'nin 12'de 2 isabetle 4 sayı, aynı gün ananesini kaybeden Ellis'in 15 sayı ürettiği maçta Clippers'a farklı mağlup oldu.

Çok uzun tutmayacağım. Curry, Rose karşısında defansta çok efor sarfedecektir. Rose'u durdurmadan maçı kazanmaları çok zor. Ellis'e daha çok iş düşecek. Uzunlar için çok iyimser konuşamayacağım, defansta Boozer'ın üretimine karşı koymaya çalışırken ofansta da Noah,Ömer gibi etkili uzunlarla boğuşacaklar. Warriors adına çok iyimser şeyler düşünemiyorum bu maçla ilgili. Chicago ikinci maça da tiki atacak gibi.

  • Bulls kazanır L
  • Bulls -6 L

Bunlar haricinde Raps-Cavs maçında alt eğilimi görüyorum ama sezonun ilk maçı olması açısından alt bahsinden uzak durmak adına önermiyorum. Yine de kanımca bu maç için 196 sayı fazla, çıkmaz gibi. New Orleans ve Memphis ise sürpriz adaylarım. Hadi bakalım, 12 maçlı ilk gecemiz hayırlı olsun, herkese iyi şanslar !

25 Aralık 2011 Pazar

Yine,yeni,yeniden ( NBA'de gecenin tahminleri - 25 Aralık '11 )



(Sonradan ekleme : Blogu takip edenler bilir, tahminleri normalde bu kadar uzun tutmam, ama sezon başında olmamız itibarıyle bir tazeleme yapmak maksadıyla biraz daha detaylandırmak iyi olur diye düşünüyorum. İlk beşlere kadar yazmak bir nevi preview yazısı teşkil edebilir. Keyifle okumanız dileğiyle ... )

Bu gece başlıyoruz. İnanması güç, ama hiç yabancılık çekmeksizin, sanki aylardır ayrı kalmamışcasına bir aşinalıkla, yeniden başlıyoruz... Bizler için kutsal olmasa da, NBA'in geneli için kutsal sayılan Noel gününde fitili ateşliyoruz, hem de MSG'de, Knicks-Celtics maçıyla...

Sezonun ilk tahminini veriyorum ; bu tahmin yüzde yüz tutacak.

NBA dinamik oluşuyla akılları bulandıran, yetişilemez hızıyla insanı büyüleyen, inanılmaz bir organizasyondur. Dünyanın en iyi basketbolcularının her gün Amerika'nın bir ucundan öteki ucuna seyahat edip günübirlik maçlara çıkmaları, düşünüldüğünde akıl alır gibi değildir. Havacılıktaki gibi, en iyi pilotlar bile zaman zaman havada bir zeplin gibi süzülen uçakların tonlarla ifade edilen ağırlığa rağmen nasıl havada saatlerce kalabildiğine akıl sır erdiremezler. Bu perspektifte düşünüyorum da, NBA'i derinlemesine irdelemeye kalktığında kafayı yiyor insan. Bir bilgisayar oyunu gibi, sanal bir şey gibi ... Bu yüzden NBA'in en rahat, bir eli yağda bir eli balda bir oyuncusu bile çıkıp '' Abi dışarıdan süper görünüyor ama sen gel de bir bana sor '' dese itiraz etmem.

Tahmine gelince ; Bu tempo zaman zaman '' bilinen '' tüm doneleri alt üst edebiliyor. Burada dünyanın en iyi basketbol takımlarından söz ediyoruz, her şeyden önce fiziksel yeterlilik itibarıyle belki de tüm sportif branşlarda en üstün organizasyondan söz ediyoruz. Bu kısaca şu demek oluyor ; Ligin en zayıf takımı, ligin en iyisini hallaç pamuğu gibi atabilir. Burada denkleme söz konusu olan semboller o kadar çok detaylı, öyle yoğun ve nicelik sahibi ki, bu şekilde yaklaştığınızda bir maçın tahmini ve analizi sayfalarca sürebiliyor.

O yüzden ilk tahmin olarak size '' Kaybedeceksiniz.'' diyorum kısaca. Sezonun ilk evresinde istikrarlı bir biçimde para kazanan varsa gelsin bir o kadar da ben vereceğim. Her zaman her türlü sürprize gebedir NBA. Özellikle sezon açılışlarında. Hele ki lokavt gibi istisna bir durumun ardından takımların neredeyse hiç hazırlık yapamamış olması, bazılarının hiç takviye yapamamış olması, haftada 4 maç oynamaya kadar varan tempo,yeni bir sayfa açmış olmanın vermiş olduğu zindelik gibi öğeler, kafamızda tahmini oluşturan tüm verileri bir anda yerle yeksan edebilir.

O yüzden ilk etapta mümkünse izlemede kalmakta fayda var, yok oynayacağım derseniz de fazla açılmayın NBA'den durduk yere soğumaya gerek yok vesselam.

Ha şunu da iddia ediyorum, NBA ligi, Euroleague gibi haftada 1 gün maç yapılarak ifa edilen bir organizasyon olsaydı, tahmin yüzdem %80'in altında olmazdı. Yukarıda yazdığım şeyleri böyle bir tezle de ifade edebilirim kısaca.


NBA kadar,ona tahmin yapmayı da özledim. Sözü daha fazla uzatmadan, '' İkinci tahminim '' diyerek maçlara geçiyorum :

Boston Celtics @ New York Knicks

Geçtiğimiz sezonu 42-40'lık yüzdeyle play-off'ta Celtics'e elenerek kapatan Knicks yaz döneminde kanayan yarasında Tyson Chandler yaması yaparak önemli bir hamleye imza attı. Geçtiğimiz sezon maç başına 105.7 sayı yiyerek bu alanda ligin dibinde yer alan (28.sıradalar) Knicks, ligin en iyi uzun savunucularından birini alarak bu yarayı nispeten durdurma arzusunda. Dahası Chandler da atletik özellikleriyle bu tempoda basketbol oynayan bir takımda ilk defa '' savunma odaklı bir oyuncu '' sıfatında kurtulup '' oyunu her iki yönünde de oynayabilen komple bir uzun '' olma şansını elde edecek.

Celtics ise ligin en iyi savunma takımlarından biri olarak yoluna kaldığı yerden devam etmeyi istiyor. MSG'de Noel günü lige yeniden merhaba demek, aşağıdaki videoda basketbolu ne kadar özlediği net bir biçimde anlaşılan Garnett'i oldukça heyecanlandırmış olmalı.



Celtics yaz döneminde Keyon Dooling ve Brandon Bass hamleleri yaptı. Bunun haricinde Jeff Green'in uzun süreli sakatlığı sonucunda Suns'ın serbest bıraktığı Mickael Pietrus'u aldılar. Knicks ise Chandler, Bibby, Davis gibi önemli oyuncularla kadrosunu güçlendirdi. Bu gece muhtemel beşler şu şekilde olacak :

Celtics : Rondo-Allen-Pavlovic-Garnett-Jermaine O'Neal
Knicks : Douglas-Fields-Melo-Amar'e-Chandler

Pierce'ın topuğundaki sakatlık sebebiyle oynayamayacağı, oynasa dahi ilk beş çıkmasının zor olduğu belirtiliyor. Coach Rivers onun son idmandaki performansının ardından bu gece ilk beş çıkmasının çok zor olduğunu söyledi.

Şimdi elimizdeki verilere baktığımızda ortaya tek cümleyle şöyle bir manzara çıkıyor : '' Ligin en iyi savunma takımlarından biriyle, ligin belki de en kötü savunma takımı (D'Antoni'nin takımına başına kötü sıfatını koyarak savunma takımı demek bile enteresan ya neyse ... ), Noel günü, ligin açılış maçında, Madison Square Garden'da karşı karşıya gelecek.

Bu denklem şuna çıkıyor ; Eğer savunma ağırlıklı bir maç izleyeceksek Celtics maça daha yakın taraf. Şayet daha çok göze hitap eden, hızlı ve ofansa dayalı bir maç izleyeceksek Knicks galibiyete yakın diyebiliriz.

Ben ikinci seçeneği daha yakın görüyorum. Knicks, Melo-Amare-Chandler üçlüsüyle muazzam patlayıcılığı olan, durdurulması güç bir takım. Celtics'in Pierce'dan mahrum, yaşlanmış kadrosunun böyle genç ve dinamik isimlerle dolu bir takımı, Açılış maçında Noel gecesinde MSG'de durdurması eskisi kadar kolay olmayabilir. Keza özel bir durumdan, özel bir maçtan söz ediyoruz. İlla ki bir büyüsü, ihtişamı olacaktır.

Bire bir eşleşmelerde geçtiğimiz sezon oynanan 3 maçta 16.7 assist ortalaması yakalayan Rondo'nun Knicks'in stiline uygun yapısıyla MSG'yi kasıp kavurması yine muhtemel. Hele ki Bibby'le eşleştiğinde hallaç pamuğu gibi atacaktır. Kendisine yönelik özel etkinliklerde ''üst'' seçeneğini kaçırmayınız. İki numarada Allen'la Celtics, 3 numarada Pavlovic'e karşı Melo bariz üstün gelecektir. KG mi Amare mi sorusuna ben fiziksel yeterliliğiyle Amare derim, KG blog logoma yüz olabilecek kadar tarzıma uygun bir adam olsa dahi. Chandler - JO eşleşmesini tamamen iki oyuncunun performansları belirleyecek, uzun uzadıya mukayeseye girmeyeyim.

Bu şartlarda hızlı, eğlenceli, skora yönelik üst eğilimli, Knicks tarafında bir maç öngörüyorum.


  • New York Knicks kazanır @ 1.42 W
  • New York Knicks -4.5 @ 1.90 L
  • Üst/Over 191 @ 1.90 W


L.A Clippers @ Golden State Warriors

Sezon arefesinde yaptığı CP3 hamlesiyle bir anda gündemin zirvesine oturan Clippers, kurduğu yeni beşliyle herkes için büyük merak konusu. Chris Paul-Chauncey Billups-Caron Butler-Blake Griffin-DeAndre Jordan beşlisi, uzun süredir play-off'a hasret kalan Clippers'ın derdine derman olmak için son derece yeterli görünüyor.

Warriors'ta çok önemli bir değişiklik yok, ancak play-off konusunda hayli iddialılar.

Uzun süre play-off'a hasret kalmış iki takım, play-off takımı olma parolasıyla yola çıktıkları sezonun ilk maçında, Noel gecesi Oakland'de karşılaşacaklar.

Hızlı basketbol bekliyoruz, tahmin edildiği üzere. Clippers'ın nasıl bir oyun ekolü hedeflediğini söylemek için henüz erken ancak Warriors'un mantalitesi konusunda az çok bilgimiz var bilindiği üzere. Oyuncuların genel yapısına bakıldığında bu maçta Clippers için şahane şeyler tahayyül etmek mümkün. CP3'ün L.A'e geldiği günden beri tüm gözler '' CP3-Griffin maç başına toplam alley-oop 3.5 üstü'' türünde bahisler arar oldu. CP3 kenardayken oyun kurucu dümeninde Billups,Mo Williams gibi back up'ların olduğu düşünülürse çok hızlı, patlayıcı ve akıcı bir performans ortaya koymaları muhtemel. Randy Foye, Hornets'a takas edilen Gordon'u aratmayacak, beklentilere uygun bir performans ortaya koyarsa o vakit Clippers için play-off garantisi vermek dahi mümkün olabilir.

Bu gece Warriors'ta son idmanı kaçıran Stephen Curry ilk beşteki yerini alamayabilir. Durumu maç saatinde netlik kazanacak. Mevcut şartlarda ilk beş şu şekilde olacaktır :

Clippers : Paul-Billups-Butler-Griffin-Jordan
Warriors : Curry-Ellis-Wrigt-Lee-Biedrins


Ben Lob City diye atfedilen bir Clippers'ın, sakatlık vs. ektra bir durum yaşanmaması durumunda Warriors'a üstünlük kurabileceğini düşünüyorum. Yeni bir takım olmaları kesinlikle dezavantaj, keza Warriors'un parçaları nispeten daha uzun süredir bir arada oynayan oturmuş bir bütünü oluşturan değerler. Bunun haricinde ev sahibi avantajı da Warriors'tan yana. Ancak oyunun genel akışı, Clippers'ın parçalarının genel niteliklerine son derece uygun. Örneğin esprilere konu olan bahis açılsaydı önerebilirdim CP3-Griffin Alley-Oop bahsini. Öte yandan Jordan da bu tabloya uygun nitelikler taşıyan bir uzun. Bu oyuncular sırf bireysel yeteneklerini konuşturdukları spontan gelişen hücumlarda bile Warriors potasına rahatlıkla ulaşabilecek isimler. Uyum süreci elbette önemli, ancak ben Clippers'ın iyi bir başlangıç yapabileceğini düşünüyorum. Clippers önereceğim.

  • L.A Clippers kazanır @ 1.36 W
  • L.A Clippers -5 @ 1.85 W

( Sonradan edit : İlk geceden 5'te 4, güzel oldu güzel ;) )

22 Aralık 2011 Perşembe

Nerede kalmıştık?




Dallas Mavericks'in şampiyonluğuyla noktalayıp ara verdiğimiz rüyaya bu pazar itibarıyle yeniden dalıyoruz.

Klasik olarak '' Nerede kalmıştık? '' diye soruyor haliyle insan.

Yaptığı enfes NBA videolarıyla yayıncı kuruluşların ve NBA Takımlarının sezon öncesi teaser'larına taş çıkaran meir21 bu soruya muazzam bir yanıt vermiş, paylaşayım istedim.

İyi seyirler.Hem video,hem de sezon için.

Memo & D-Will yeniden ( Memo Nets'te )


Az önce sıcak sıcak düştü gündeme Mehmet'in takas haberi. Jazz, 2015 yılı ikinci tur draft hakkı karşılığında New Jersey'e gönderdi bir kaç hafta öncesine kadar Telekom formasıyla izlediğimiz Mehmet'i ve 10.8 milyonluk kontratını. Açıkçası bekliyordum böyle bir hamleyi Jazz'dan, Favors-Millsapp-Jefferson-Enes-Mehmet beşlisinden oluşan uzun bolluğunun yanı sıra kısa kıtlığı da çeken Jazz için geçen yıl 13 kez parkeye çıkabilmiş bir Memo'yu takas etmek mantıklı olurdu ama bu kadar ucuza gitmesi herkes gibi beni de şaşırttı. Açıkçası ben Mo Williams-Chauncey Billups-Chris Paul-Randy Foye dörtlüsüne sahip Clippers'la Jazz arasında bir bağ kurmuştum (keza şu halde ilk beş çıkabilecek kapasitede 3 oyun kurucusu var Clippers'ın) Nets kaşla göz arasında bitirdi işi. Jazz resmen hediye etti Memo'yu Nets'e. Tabi salary cap'i açmak ve genç uzunlara daha çok fırsat tanıyabilmek Memo'yu takas etmek için oldukça geçerli sebepler ancak bu kadar ucuza gitmesi iki takımın genel menejerlerinin arasındaki samimi dostluğun nimeti olsa gerek.

Duruma en çok Memo gibi off-season'u Türkiye'de değerlendiren eski takım arkadaşı Deron Williams sevinmiş. Yeniden Mehmet'le oynayacağı için duyduğu heyecanı sıcağı sıcağına twit'lemiş : '' D-Will is to money is back in busines glad to be playing with my boy Memo again!!!''

Enes için üzüldüm diyeceğim ama her iki oyuncunun da aynı mevkide oynuyor olmaları açısından hayırlı oldu da diyebilirim. Birbirlerinin dakikalarından çalacaklardı,Favors-Millsapp-Jefferson üçlüsü de cabası.

Nets beyaz uzunları sever (Murphy,Humpries,Lopez,Van Horn vs.), dahası boyalı alanda çok uzun süredir sıkıntı çekiyorlar. Takımın bu anlamdaki en büyük kozu Brook Lopez'in sezonu kapatmış olması Mehmet için daha fazla süre alıp daha önemli istatistikler yapabilmek adına önemli bir fırsat. Onu ve yetilerini çok iyi tanıyan üst düzey bir oyun kurucu olan D-Will'le yeniden oynayacak olmaları da cabası.

Takım başarısı olarak 1-2 gömlek düşük bir takıma gittiği yöndeki serzenişlere katıldığımı da söyleyemem. Jazz bence beklentilerin altında kalacak bu sezon. Onlara play-off istikrarı getiren Williams'lı,Boozer'lı,Memo'lu,Sloan'lı,Kirilenko'lu ekol kısa sayılabilecek bir süre içerisinde dağılıp paramparça oldu. Bu tip infilaklar genelde '' rebuilding '' kapsamında bilinçli bir takım mühendisliğiyle yapılır ancak Jazz'deki durum biraz daha gelişigüzel oldu ve bence bunun bedelini bir şekilde ödeyecekler.

Neyse,Mehmet bizim çıplak gözle 3 ay izleyip bütünüyle hayran kaldığımız D-Will'le yanyana oynamanın nasıl bir şey olduğunu hepimizden daha iyi biliyor. Ümit ediyorum bu takasın ardından her ikisi için de güzel bir sezon olacak. Tabii Enes'i de unutmayalım. Haydi hayırlı uğurlu olsun.




20 Aralık 2011 Salı

Şut nedir,nasıl atılır? ( Peja'nın vedası )


Bloga attığım son 3 post'tan 2'sinin vedaları içeriyor olması benim de gözümden kaçmış değil ancak burada bir saygı duruşu yapmak durumundayım.

Kariyerinin son yılını Mavericks'le şampiyonluk kazanarak yaşayan 34 yaşındaki Predrag Stojakovic, aktif oyunculuk kariyerini noktaladığını açıkladı. Huzurlarınızda kariyerinden kesitlerle Peja Stojakovic ve kariyeri :

NBA tarihinin gördüğü en iyi şutörlerden biri olan Peja kariyerine ülkesinde Kızılyıldız formasıyla başladı ve Yunanistan'da PAOK'la devam etti.



Belki de NBA tarihinin en muhteşem Draft'i olan 1996 Draft'ında (Allen Iverson,Ray Allen,Steve Nash vs.) 14.sıradan Kings tarafından seçildi.



Ancak lige adım atması 1998'i buldu ve 2006'ya kadar onu hep o formayla hatırlayacağımız Kings formasını giydi. Hani hep geçmişe bakar özleriz ya, '' O zamanlar daha güzeldi,daha keyifliydi be abi '' diye. Bir iç geçirme vardır hani, istisnasızdır. Bunun bir istisnası olsaydı dahi sanırım Hidayet'in NBA'deki ilk yıllarında yedeklediği Mike Bibby-Doug Christie-Peja Stojakovic-Chris Webber-Vlade Divac beşlisinden öyle bahsediyor olurduk. İşte tüm NBA'e kök söktürüp Lakers'a esir düşen, dördü beyaz o beşlinin en büyük hayranlıkla izlediğimiz parçasıydı. Garip şut stiline rağmen bugün hala ondan NBA'de ''Şut nedir,nasıl atılır?'' sorusunu cevaplayan adam olarak bahsediyorsak, stilin çok da önemi yok demektir. Kaldı ki ben dahil bir çok hayranı da o garip dediğimiz stile içten içe bir hayranlık duymuştur.



Peja'yı sonraki durak olarak Indiana'ya getiren takasta Ron Artest de Indiana'daki kariyerine son vermek durumunda kalıyordu. Peja, Pacers formasıyla da beklentilerin üzerindeydi ancak hiç bir zaman Kings'deki günlere yaklaşamadı. Sonraki durak Hornets, devamında Raptors, Toronto'da çıktığı iki maçın ardından serbest kalışı ve Mavericks'le geçen sezonun ortasında imzalayışı... İşte bu son imza onun için dönüm noktasıydı belki de. Açıkçası Peja gibi Avrupa basketbolu ekolüyle NBA'i dize getirmiş bir yıldızın bu şekilde eriyip gitmesi üzücü olurdu. Mavericks'le kazandığı yüzük ve bunun hemen ardından emekliliğini ilan edişi, hala genç sayılabilecek bir yaşta basketbolu bırakmasına ve Horry'nin üçlüğünün yıktığı Kings hanedanı sonrası bir türlü dikiş tutturamamasına teselli teşkil ediyor. Kariyerini 17 sayı ortalaması, %40 üçlük yüzdesi,%89 serbest atış yüzdesi, toplamda 1760 üç sayı isabeti (NBA tarihinde 4.üncü), art arda iki üç sayı şampiyonluğu gibi rakamlarla tamamlamış olması kadar geçtiğimiz sezon Mavericks'in batı konferansı yarı finalinde kanımca en büyük rakibi Lakers'ı (Zen Master'ın son senesinde ekstra motivasyonla Heat'le final oynayıp şampiyon olacaklarını düşünüyordum şahsen) 4-0'la süpürmesinde yaptığı katkı da akıllardan kolay kolay silinebilecek gibi değildi. Peja 4 maçlık o seride kendisine bu yıl kariyerini noktalatan sakatlıklarının vermiş olduğu ağırlığa rağmen maç başına 25.3 dakika sahada kalarak, 12.5 sayı, 2.3 ribaunt, 0.8 top çalma, 0.5 asist, %52.4 3sayılık isabet, %51.4 saha içi isabet,1.8 faul ve 0.2 top kaybı gibi rakamlar yakalayarak seride gizli kahraman rolü oynadı.



Peja Kings'le şut resitali verdiği zamanlarda youtube olsaydı, bugün Mike Miller'ın, Mickael Pietrus'un, Steve Nash'in şut idman görüntülerini izlerken verdiğimiz tepkilerden çok daha fazlasını veriyor olurduk sanırım. Keza bir idman esnasında art arda 42 üç sayı isabeti bulduğu rivayet ediliyor ki, 2007'de Hornets formasıyla Lakers'a bir maçta 10 tane üçlük atıp totalde 36 sayı attığı maça şahitlik etmiş biri olarak bundan şüphe ettiğimi söyleyemem.(Ki o maçta çiçeği burnunda Clippers'lı CP3 de 21 assist yapmıştı.) Onun unutulmazları arasında üç sayı yarışmasında 24 saniyede 9 üçlük atmış olması da var, yeri gelmişken hatırlatalım.






Peja Stojakovic, bireysel başarılarla dolu oyunculuk kariyerini Mavericks'le şampiyon sıfatıyla noktaladı. Emekliliğini açıklarken de ''Zirvede bırakmak'' ibaresini gururla kullandı.


Stojakovic NBA kariyeri dışında Avrupa Basketbolu ve Yugoslav ekolü için de çok önemli bir oyuncuydu. 2001'de Türkiye'de düzenlenen şampiyonada 12 Dev Adam'a karşı kazanılan finalde takımı altın madalyaya uzanırken Peja 23 sayı ortalama ve %51.4'lük yüzdesiyle takımının lider ismiydi.



2002 yılında Indianapolis'te Yugoslavya dünyanın en iyisi olurken Peja maç başına 18.8 sayıyla takımın en skorer ismiydi.



Bir keresinde '' Tanrı bana profesyonel düzeyde basketbol oynayabilecek özellikleri lutfettiği için kendimi kutsanmış ve seçilmiş hissediyorum '' diyerek oyuna olan sadakatini dile getirmişti.


Şimdi ayrılırken de bu tutumundan vazgeçmedi : '' Bu oyuna her zaman büyük bir tutku ve saygıyla yaklaştım.Kendime uzun bir süre önce söz vermiştim ; eğer bir gün kalbimin ve vücudumun %100 kapasiteyle sahada olmadığına kanaat getirecek noktaya gelirsem bırakacaktım. Şu an biliyorum ki o vakit geldi. Bu noktayı aştım ve emeklilik zamanının geldiğini düşünüyorum. Sacramento'da,Indiana'da,New Orleans'da ve Dallas'ta beni bunca yıl destekleyen herkese teşekkür ediyorum. Ayrıca bana ve oyunuma inanarak geçtiğimiz yıl bana NBA Kariyerimi bir şampiyonlukla noktalama fırsatı veren Dallas Mavericks organizasyonuna da şükran arz ediyorum.''

Peki Peja şimdi ne yapacak ?

Efsane şutör bu soruyu '' Eşimle ve üç çocuğumla biraz vakit geçirmeyi planlıyorum. Acele etmeyeceğim ve ikinci kariyerimin ne olacağına karar vereceğim. Ancak basketbolun ve NBA'in içinde kalacağımdan eminim. '' şeklinde yanıtladı.


Onu anlatacak çok şey var ancak en kritik noktalardan birine David Stern değiniyor ; '' O Avrupa kapısını NBA'e açan isimlerin başında gelen bir yıldız. ''

İtiraf etmeliyim ki ben de bu dakikaya kadar yazdığım bunca satırın içerisinde aklımda en çok kalan kısım ondan '' Avrupa ekolüyle NBA'i dize getiren adam '' diye bahsettiğim kısımdı.

Şut attı, durdurulamaz bir şekilde, inanılmaz bir şekilde şut attı,attı, attı ... Şut nedir, nasıl atılır? sorularını muazzam bir kariyerle ziyadesiyle yanıtladı ve parkelere bir şampiyonlukla veda etti.

Aklımızı başımızdan alan yeni isimler geldi,gelmeye de devam ediyor. Dünya döndükçe, top parkeye vurup çemberden geçtikçe nicesine şahitlik edeceğiz, yüksekten uçanlara, keskin nişancılara, zeka küplerine, fizik kurallarını hiçe sayanlara ...

Ancak gerçek olan şu ki Avrupa'lı Peja Stojakovic bir taneydi.Tıpkı Drazen gibi,Vlade gibi,Dirk gibi ...



Hoşçakal efsane, seni özleyeceğiz.

18 Aralık 2011 Pazar

Zar düşeş ( Baron Davis Knicks'te )


Sezonun start almasına on günden az bir süre kalmışken, ajanslara transer haberleri tüm hızıyla düşmeye devam ediyor. Son iki gün içerisinde Troy Murphy'nin Lakers'la anlaşmasıyla birlikte ''Hadi bakalım'' dedirten bir diğer hamle de Knicks'ten geldi. D'Antoni ve ekibinin son hamlesi, Cleveland Cavs'in Amnesty Clause kullanarak serbest bıraktığı Baron Davis oldu.

Davis'i '' Cavs'in bıraktığı Davis '' olarak hatırlamakla, '' Knicks'in anlaştığı Davis '' olarak hatırlamak arasında ciddi bir fark var. Bana gece gece bu yazıyı yazdıran şey de bu fark oldu.

Davis'in ona sezonun ilk iki aylık kısmına malolacak bir sırt sakatlığı var. Dolayısıyla Knicks için şimdilik bir çoğumuza ''vay be'' dedirten Davis-Fields-Melo-Amare-Chandler beşinden söz etmek mümkün değil. Zaten 32 yaşındaki Davis'in nasıl bir dönüş yapacağı da şimdilik muamma. Biz bu kafa bandı takan sakallı adamı AK47'nin üzerinden yaptığı inanılmaz smaçla ya da 8.sıradan play-off'a girip 1.sıradan katılan Mavs'i eleyen kadronun lider ismi oluşuyla tanıyor olabiliriz ancak köprünün altından çok sular aktı.

Ancak bilinen bir diğer gerçek de şu ki Davis'in bir süredir devam eden bir motivasyon sıkıntısı vardı. Bireysel anlamda muhteşem işler başarabilecek bir potansiyelin ona arzu ettiği patlamayı yaptıracak takıma isabet etmeyip yıllar geçip gittikçe iddiasız takımlarda heba olması kolay kabul edilebilir bir şey değil. Bu motivasyon sıkıntısını aşabilmek adına iddialı sayılabilecek bir takıma biraz şansla ve kendisine talip olan takımlar içerisinde bir tercih yaparak geldi.(Bir yıl için 2.5 milyon USD civarı bir ücrete imza attı ancak Cavs'ten amnesty clause gereği alacağı yığınla para var...) Dahası, az önce de belirttiğim gibi o artık 32 yaşında ve dişe dokunur bir başarı kazanabilmek adına önünde pek uzun bir zaman dilimi olduğu söylenemez.


Carmelo Anthony ve Amar'e Stuodemire isimlerini peşpeşe telaffuz etsem, herhalde bir çoğunuzun aklına gelen kavramların başlıcası ''Patlayıcı'' olur. Her iki oyuncuyu da birer Hall Of Fame yapabilecek çok üst düzey yetenekleri mevcut ama patlayıcılık itibarıyle ligde elle gösterilen oyuncuların başında geliyorlar. Aralarına sonradan katılan Chandler'ın da bu konuda fena olduğu söylenemez. Knicks olarak kaşla göz arasında muazzam bir ön alan kurdular. D'Antoni'nin hücuma yönelik oyun sisteminin gerektirdiği fiziksel yeterlilik,patlayıcılık,sürat,dayanıklılık gibi öğeler düşünüldüğünde son 1 yılda yaptıkları hamleleri takdir etmemek elde değil.(Ben hala W.Chandler'ı kaybettiklerine yanmıyor değilim Knicks adına ya, neyse...) Lafı şuna getirmeye çalışıyorum ; Böyle bir oyun yapısına uygun, hem oyun kurucu hem skorer guard oynayabilecek, takıma mental ve fizik olarak bu derece uygun olup bu denli ucuza kapatabilecekleri bir başka oyuncu daha var mı bilemiyorum. Bana sorarsanız, çok ama çok akıllıca bir hamle oldu. Tutmazsa Bibby ve çok güvendikleri Douglas'la devam edecekler. İkisi de şampiyon takımın guard'ı sıfatından çok uzak gibi görünse de Knicks'i tatmin yetmeye yetebilecek tipte oyuncular. Ha ama tutarsa, işte o zaman yukarıda zikrettiğim Davis-Melo-Amar'e-Chandler dörtlüsünden bahsedebiliriz.


Ben şahsen savunma perspektifli düşünen biri olduğum için (ve genelde bu tez haklı çıktığı için) D'Antoni'nin çalıştırdığı bir takımın dörtlüsü Wade-Lebron-Amar'e-Howard bile olsa gönül rahatlığıyla ''Kesin şampiyon olur'' diyemem.(Yuh,biliyorum abarttım ancak bazen düşünceyi anlatabilmek için tek bir mübalağa satırlarca cümleden daha ziyade kafi gelebiliyor.) Bu açıdan Knicks adına çok da ümitli değilim. Ancak NBA adına ve New York şehri adına hayli ümitliyim. Keza basketbolun ötesinde bir görsel şov olan NBA'de ve şehir ve taraftar bazlı düşünüldüğünde New York'ta göze hoş gelen,hızlı,şova yönelik basketbol en az şampiyonluk kadar tatmin verip rağbet görüyor. Belki müzeye götürebilecek bir kupa vermiyorlar ancak olaya bu derece duygusal yaklaşılan bir takımda ve şehirde bu tip bir dinamizm soyut bir başarı olarak addedilebiliyor.


Davis'in sağlıklı dönüşü, tüm NBA'e çok şey katar bu açıdan. Belki onlar kadar başarıya yakın olmazlar ancak eminim ki hepimiz Knicks maçlarını Heat,Lakers,Celtics gibi takımların maçlarını bekler gibi bekleriz, keyifle de seyrederiz. Çok da enteresan skorlara,olaylara,zaferlere ve hezimetlere de gebedir, söylemedi demeyin.


Bu açıdan kabasakal'ın iyileşmiş ve formda olarak dönüşünü,şahsen iple çekiyorum. Form düzeyi iyi seviyede olan Davis-Melo-Amar'e-Chandler dörtlüsünden oluşacak çetenin NBA'in başına ne gibi belalar açıp ne gibi sürprizler yapacaklarını çok merak ediyorum. Davis-Melo-Amar'e-Chandler dörtlüsünün ortak yönleri ve bu ortak yönlerin D'Antoni'nin hızlı oyun sistemiyle olan paralelliğini düşündüğümde jeneriklik bir çok şey tahayyül edebiliyorum. Bu adamların her biri çok atletik, hepsinin gözü çok kara, patlayıcılık konusunda çılgınlık düzeyindeler ve tamamen saldırmaya yönelik bir oyun sisteminin birer parçası olacaklar. Üstelik New York gibi bir şehrin takımında! Bilmem anlatabiliyor muyum?


B-Diddy için Knicks çok ama çok iyi bir fırsat. Ümit ediyorum sakatlığını bütünüyle halledip sağlıklı bir şekilde parkelere döner ve kafasını tamamıyle oyuna vererek burada bahsettiğim muhteşem ihtimali gerçeğe dönüştürür. Elbette eskisi gibi 40 dakika sahada kalıp tek başına ortalığın tozunu atmasını bekliyor değilim ama zaten buna ihtiyacı da yok keza sahada Melo-Amare-Chandler gibi skor opsiyonları var, hafifleyen yükü ve artan motivasyonuyla sınırlı sürede bile bizleri yerlerimizden hoplatabilir.

Knicks'in başarısı ya da başarısızlığı adına yorum yapmayacağım ama seyir zevki açısından ümit ediyorum tutar bu deneme.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Yıldız kayması - (Brandon Roy'un vedası)




Ne söylenebilir ki... Tam anlamıyla bir yıldız kayması.

Günlerimiz NBA'de hazırlık kamplarının başlaması, devam eden trade,waive,amnesty clause durumları gibi günübirlik kısa haberler ve hatta tweet'ler okuyarak geçiyor. Hakkında uzun uzadıya konuşmaya değer bir şeyler göremiyoruz ne zamandır. Açıkçası haber portalı tadında bir blog yazma niyetinde değilim, zaten bunu profesyonelce layıkıyla yapan çok sayıda portal var.

Neyse, demem o ki burada yazmaya değer bir şey var. Diyorum ya, bir yıldız kaydı.


Ne garip, 3-4 yıl önce Blazers için '' Abi ne ballı takım ya '' türünde naralar atıyorduk. Keza ard arda vuran Draft piyangoları Blazers'ı 2000'lerin başındaki Randolph'lu, Darius Miles'lı '' Jail Blazers '' sürüncemesinden kurtarmış, Brandon Roy, Greg Oden (bazen düşünüp iç geçirmiyor değilim Durant'i seçseler neler olmuştu kim bilir diye), Lamarcus Aldridge gibi yıldızlara sahip şampiyonluk kalibresinde bir takım haline getirmişti.

Önce Oden'in dönemine damgasını vurmasını engelleyecek sakatlığıyla sarsıldılar, sonrasında da Roy'un onu bir süperstardan ''ortalama bir shooting guard''a indirgeyen sakatlığıyla... Her zaman bir umut vardı (Grant Hill,Amar'e Stuodemire,Jason Kidd gibi örnekler düşünüldüğünde) ancak geçtiğimiz hafta alınan haber tam anlamıyla bir yıkım oldu. Hem Blazers'lılar için,hem Roy için hem de onu hayranlıkla seyretme şansını bulmuş bizler gibi binlerce seveni için...

Daha çaylaklık yılında soyismiyle müsemma bir biçimde yılın çaylağı seçilerek kariyerine bomba gibi bir giriş yapan ve her geçen maç üzerine koyarak bir süperstara dönüşen Roy, yükselişini sekteye uğratan sakatlığı sebebiyle basketbolu bıraktığını açıklıyordu.


2007'nin sonları, 2008'in başları gibiydi sanırım. 6.Adam'ın yeni sayısı için yaptığımız planlamada Brandon Roy'u yazma şerefi bana verilmişti. Onu o sıralar zaten hayranlıkla ve ilgiyle izliyordum ancak yazacağım oyuncuyu izleme titizliğini özellikle göstererek izlediğim bir maçı olmamıştı. Yazı için yakalayacağım en ufak bir detayın bile bana ne denli ilham vereceğini bildiğim için izlemeye koyuldum. Sanırım titizlikle izlerken bu kadar ilham verici özelliğe sahip çok az oyuncu görmüşümdür. Bütünüyle harikaydı, onu izlemek hep keyifliydi ancak ''alıcı gözle'' izlendiğinde inanılmaz duygular tattıran nitelikte bir oyuncuydu. İyi bir yazı hazırladım, hayatımda ilk defa benim yazım bir dergiye kapak yazısı olmuştu. Internet'in ve dijital çağın, eski usül yazılı kaynakları bir bir tükettiği düşünüldüğünde son olması da muhtemel.

İşte bu yüzden Roy herkes için bir okka özelse, benim için üç okka özeldir. Ne kadar üzüldüğümü anlatamam.


Hem bireysel olarak Roy'a, hem de bir ekip olarak Blazers adına çok üzücü. Hatta bizler için bile... Bu şekilde mucbir sebeplerle basketbolu bırakan oyuncular için sık sık dile getirdiğimiz bir rutin vardır ; '' Hala oynuyor olsaydı neler yapardı '' diye. Roy NBA maçlarını iç geçirerek izlerken bizler de sanırım en çok onun için dile getireceğiz bu rutini...


Seni çok, ama çok özleyeceğiz Brandon Roy... Umarım bir mucize olur ve geri dönersin.

29 Kasım 2011 Salı

Zavallı bir adam


Muazzam bir çalışma olmuş, yapanın ellerine sağlık. Bunu yalnızca bir photoshop çalışması olarak değerlendirdiğimi de söylemek durumundayım. Jordan gibi bir liderin, Lebron gibi bir kibir abidesi antipati yumağıyla kıyası kesinlikle ahmakça. Henüz bir şampiyonluk yüzüğü bile yokken, lige geldiği günden beri kendi kendini '' King '' (Kral) ilan eden, kendine zorla kral dedirten zavallı bir adam.


Zavallı adam ... MJ'yle aynı karede olmak bile bir lütuf olmalı senin için.

28 Kasım 2011 Pazartesi

Futbol kan(ağl)ıyor


Bugün gazeteyi karıştırırken spor sayfasında yer alan, hacmi itibarıyle küçük, kanımca altında yatan gerçekler itibarıyle büyük bir habere rastladım.

Galler Milli Takım teknik direktörü, premier lig efsanelerinden Gary Speed'in intihar ettiği yazıyordu. Futbolla pek alakadar değilim lakin Gary Speed'i de tanımayacak kadar değil. 535 Maçla EPL tarihinin en çok maça çıkan oyuncularından biri bugün, 42 yaşında kendini asmak suretiyle hayata gözlerini yumdu, ne yazık ...

Onunla ve kariyeriyle ilgili konuşulacak, yad edilecek çok şey var. Ancak ben herkes gibi '' Neden? '' sorusuna takıldım.

Bu kadar muhteşem bir kariyere sahipken, henüz 42 yaşında Galler Milli Takımıyla son 5 maçta 4 galibiyet alan, umut vaadeden bir jenerasyon yetiştiren bir adam, neden canına kıyar ki ?

Speed'le ilgili farklı durumlar olabilir, burada çok önemli konumdaki birinden bahsediyoruz. Benim değineceğim konu için Gary Speed ismi biraz abartı, ancak bende bu ilhamı uyandıran bir numaralı isim olduğunu da söylemeliyim.


Gazetelerde yer alan haberlerde, sadece Speed'in değil, başta hakemler olmak üzere futbol camiasından önemli isimlerin birer birer intihara kalkıştıkları gerçeği var ortada. Dehşet verici, ve düşündürücü.

***

Bu konuya tam giriş yapmadan evvel hakemlikten bahsetmeliyim. Bilirsiniz, hakemlerin hakemlik dışında kendi meslekleri ve devam eden önemli kariyerleri vardır. Kimi doktor, kimi mühendis, kimi işadamı, hemen hemen hepsi hakemliği mecburiyetten değil , '' gönüllü '' olarak, kendi istekleriyle yaparlar. Yani ek iş, ek getiri gibi bir düşünceden ötede, bu işten keyif alma, bu göreve bir talep eğilimi gösterme durumları vardır.


Bu durum, profesyonel futbol liglerinin dışında, diğer alternatif branşlarda da aynıdır. Bir çok spor dalında hakemlik yapan insanlarla tanışma fırsatım olmuştur. Bir çoğu bu görevi aynı eğilimle, severek, isteyerek, zaman zaman önemli fedakarlıklarla (haftasonlarını feda etmek gibi) , ve en önemlisi mecburiyetten ötede keyif alarak yaparlar. Hentbol oynayan birinin hentbol hakemliği yapması, basketbolu çok seven birinin basketbol hakemi olarak parkeye dahil olması, 10 farklı su altı sporu branşının her birinde (sualtı hokeyi,su altı rugby'si,su topu gibi ...) gönüllü hakemlik gibi durumlarla karşılaşmış biri olarak böyle bir kanıya varmış durumdayım. Yanılıyor muyum bilemem, ancak bahsedeceğim intihar vakalı hakemlerin 1.lig ve 2.lig düzeyinde hakemlik yaptıkları düşünülürse, ilk etapta da belirttiğim gibi hakemlik dışında bir esas meslekleri olduğu gerçeği ortaya çıkar. Bu da hakemliği herhangi bir mecburiyetleri olmaksızın, gönüllü olarak yaptıkları anlamına gelir.


Bu yazdıklarımın kafanızda bir hakem karakteri çizdiğini ümit ediyorum. Bu karakterin, bir maçtan önce soyunma odasında bileklerini keserek intihara kalkıştığını düşünün. Planlı, düşünülmüş bir intihar için son derece yanlış bir zaman, yanlış bir mekan. Ani gelişen, şok ya da endişeye dayalı bir kriz durumu gibi sanki bu.

Futbolun endüstriyel hale, hatta bir ''business'a'' dönüştüğünü konuşuyoruz bugünlerde.Hayli de şikayetçiyiz bu durumdan. Ve Türkiye dahil Avrupa,Doğu Avrupa,Asya, Uzakdoğu, Rusya gibi bölgelerde alınan tüm tedbirlere rağmen devam eden şike, bahis mafyası gibi durumlar söz konusu. İnsanın aklına ister istemez şike-teşvik ikilisi geliyor.

Şike'nin ve maç manipülasyonunun, organize suç şeklinde mafya düzeyinde yapıldığı liglerde işin sadece şike, manipülasyon ya da teşvikten ibaret olmadığı düşünüldüğünde, hakem, oyuncu, antrenör gibi futbol adamlarının intiharları hususunda akıllara çeşitli soru işaretleri geliyor.

Evet, tehdit ve hatta şiddeti kastediyorum.

Şikenin rutin bir hal, futbolun sportif maksadından ziyade standart bir iş kolu haline geldiği karanlık liglerde maç manipülasyonü için yalnızca para ya da başka şeylerle (hediye, jest, kokain ya da seks partileri) iş bağlanmasının haricinde, ''işler iyiye gitmediğinde'' şiddet ve tehdit kullanıldığını biliyorum. Özellikle Uzakdoğu'da, İtalya'da ve balkanlarda (ve korkarım Almanya ve Hollanda'da) işler zaman zaman bu şekilde yürüyor.

Geçtiğimiz yaz Kore'de patlak veren bir intihar vakası ve ardına bırakılmış mektubu, bahsettiğim türde bir skandalı ortaya çıkarmıştı. Yanlış hatırlamıyorsam Milli Takımın kalecisi, aldığı tehditlerden ve başına sezon boyunca gelen aksiliklerden usanmış, sezon bittiğinde de önceki sezona ilişkin duyduğu vicdan azabı sebebiyle intihar etmiş ve arkasında sezon boyunca süregelen şike,manipülasyon,maç bağlama,teşvik ve şiddet olaylarını bir bir açıklayan bir mektup bırakmıştı. Bu mektupta yer alan ifadeler,şahıs ve olaylar incelenmiş, ülkede geniş kapsamlı bir ''temizlik'' yapılmıştı.

Şimdi devam eden sezonlar boyunca, bu bilgiler ışığında ''şüpheli'', hatta ''mimli'' ülkelerde hakem,futbolcu,kulüp yetkilisi gibi futbol adamlarının intihar vakalarının devam etmesi insanı kara kara düşündürüyor.

Bize futbol diye ne izletiyorlar, bu ihtişamlı görünen perdenin arkasında neler dönüyor diye sormadan edemiyor insan.

Korkarım futbol artık hiç olmadığı kadar kirli,ve hatta kanlı.

Umarım Speed'in intihar sebebi bu değildir. Huzur içinde yatsın.

26 Kasım 2011 Cumartesi

Kim gitsin ?


( Böyle bir yarışma vardı değil mi ya? Bak şimdi başlık seçerken kanım dondu hatırlayınca, o sunucu neydi öyle yahu ... Neyse, buyrun ... )


NBA Oyuncular birliğiyle NBA yönetimi arasında yapılan anlaşma, bilindiği üzere 10 yıllık. Yani bugün altına imza atılacak hususlar, on yıl boyunca geçerli olacak. 6.yılda tarafların opsiyonu var, oraya pek girmiyorum keza lokavt süresi boyunca tuttuğumuz nöbetler, okuduğumuz mevzuatlar, dinlediğimiz açıklamalar sayesinde çok şükür Amerika'da herhangi bir üniversiteden hukuk diploması alacak seviyeye geldik, pek yorulduk.

Yeni anlaşmada önemli bir madde var, NBA Takımlarının bir oyuncuyu, ücretini ödemeye devam etmek suretiyle serbest bırakması ve salary cap'te bu oyuncunun kapladığı yerin %75'ini boşaltması (%25'i kalıyor) gibi bir durum var. Bu da bir çok önemli oyuncunun kapı dışarı edilebileceği manasına geliyor.

Zaten apar topar başlatılacak olan hazırlık kampları, takas süreci, Avrupa'da kalanlar kalmayanlar muhabbetleri yüzünden ortalık hayli karışacak. Muhtemelen en karışık transfer dönemini izleyeceğiz bu sezon.

Durumu sizlere uzun uzun açmak, anladığım kadarıyla izah etmek isterdim ancak (cem yılmaz misali) burada hazır yapılmışı var ; Bu izaha imzasını atan Orkun Çolakoğlu'ya '' ellerine sağlık '' diyorum buradan bir kez daha. Takımların her birinin muhtemel senaryolarını ve kurbanlarını da değerlendirmiş ; mutlaka okuyun derim :

1.Kısım
2.Kısım

Bitti rüya


Sanırım şarkılarla devam edeceğiz. Normalde blog yazarken dahi, edebi kurallara uygun bir biçimde başlıklandırma yaparım. Yani yazının son paragrafından, yazının başlığını oluşturacak kilit sözcükleri seçerim. Ama bugün, daha ilk satırı yazmadan başlık kendini kafamda dönen şarkılardan seçiyor sanırım.


Bir Beşiktaş'lı NBAsever olarak karmaşık duygular içerisindeyim. Perşembe'nin gelişi çarşamba'dan bellidir derler, ama yine de bir ukte olacak içimizde. Açıkçası D-Will'in 50 sayılık performansını bekliyordum, hatta daha önceleri bekliyordum desem yeridir. Buralar onun gibi bir oyun kurucuya dar gelmeliydi, öyle de oldu. Merak ettiğim şeylerden biri, şayet Lokavt sürseydi ritmini bu derece yakalamış bir D-Will bizlere daha neler izletecekti? İkincisiyse Odom'un da katıldığı bir Beşiktaş Milangaz bize bu ligde daha ne 100+ sayılık zaferler izletecekti ? Bir de Deron Williams'ın Derek Fisher'dan ''bitiriyoruz abi'' mesajını alıp finali 50 sayıyla yapması gibi bir senaryo dönüyor kafamda.

Neyse, lokavt'ın bitimiyle uyanmış bulunuyoruz bu külkedisi masalından. Maalesef saat 12'yi çok zamansız vurdu. Hoş, ben ligin Ocak'ta başlayacağını düşünüyordum, 25 Aralık olarak belirlendi hava atışı için tarih. Hepimiz '' Onu çıplak gözle Beşiktaş formasıyla son bir kez izlemenin '' hayalini kuruyoruz ancak NBA'in başlamasının kesinleşmesinin ardından ben sanmıyorum ki hiç bir NBA oyuncusu böyle bir riske girip maça çıksın. Zaten NBA'e dönecek olan oyuncuların 10-12 gün içerisinde hazırlık kamplarına katılmak üzere Amerika'ya dönmeleri bekleniyor.


Bireysel olarak düşünüldüğünde, D-Will tek kelimeyle Muhteşem'di. Onu çıplak gözle izlemek unutulmaz bir deneyim, Beşiktaş'lılar D-Will'li günleri hiç unutmayacak.

Ancak madalyonun öteki yüzü çok acı. Biz külkedisi masalının büyüsüyle sarhoş olmuşken, malesef '' mantık '' bazlı düşünüldüğünde işler pek de iç açıcı değil.


Bir bilinmeze, vadesini bilemediğimiz bir rüyaya 5 milyon dolar gibi bir para bağladık Beşiktaş Milangaz olarak. Biri çıkıp dese ki '' Biz parayı bol bulduk, D-Will'i sırf izlemek için bastırdık parayı getirttik '' dese eyvallah. Ancak onunla ve onun etrafına kurulmuş bir kadroyla başarı planları yaptıysak, yani belimizi başımızı ona bağladıysak işimiz yaş.


Zaten Avrupa'da zirveye oynayan Barcelona, CSKA Moskova, Panathinaikos gibi devlerin Lokavt süresince NBA'den oyuncu transferi gerçekleştirmemelerinin de yegane sebebi bu değil miydi? Yani misal Barcelona bilmiyor mu parayı bastırıp D-Will'i getirmeyi?


Bu her iki tarafın da işine gelmezdi. Çok üzgünüm ama bu gibi bir transfer yalnızca Beşiktaş Milangaz gibi sığ düşünen, gerçekçilikten uzak şov peşindeki bonkör bir takımın yapabileceği bir transferdi. Her iki taraf da derken, D-Will'in de işine gelmezdi Euroleague seviyesinde iddialı bir takımda top koşturmak. Nihayetinde lokavt'un öyle ya da böyle bir şekilde bir zaman biteceği aşikar, Beşiktaş'a gelip sığ bir sistemde bir numaralı adam olarak 50 sayılık performanslar göstermek varken, neden Avrupa'nın ve Euroleague'in sertliğine ve sistemine dahil olsun ki? Böyle bir risk, rasyonel düşünen bir oyuncunun alabileceği türden bir risk değil.


Malesef düşündürücü bir hatırlatmayı da yapmak durumundayım ; yaz boyunca günde 3 idman yaptırdığımız Cüneyt Erden hala genç takımla idmanlara çıkıyor ( ki ligin eski toprak demirbaş oyun kurucularından biridir, Daçka günleri dün gibi aklımda ) ve bayan basketbol takımının maaş ödemelerinde zaman zaman hala problemler yaşanıyor.


D-Will'i izlemek harikaydı, bu su götürmez bir gerçek. Şayet takımımız, sırf taraftarına jest olsun diye böyle bir şey yaptıysa şükran arz ediyorum bir Beşiktaş'lı olarak. Lakin diğer türlü düşündüysek, malesef yanlış adımlara bir yenisini daha ekledik demektir.


Bu bağlamda bu sezon fırtınalar gibi esen Galatasaray'ı tebrik etmemek elde değil.


Her neyse, hoşçakal D-Will. Özleyeceğiz seni, ve daha da önemlisi hiç unutmayacağız.


***


Beşiktaş Milangaz için D-Will ve Semih'in gidişleri büyük felaket olarak nitelendiriliyor. Doğru, D-Will'in yerini kimseyle ve hiç bir şeyle dolduramazsınız. Ancak bu dünyanın sonu değil, takımı sürükleyecek bir oyun kurucu ve pivotla şimdiki kadar olmasa da önemli bir seviyede tutabilir takımı coach Ataman.

Yeniden başlasın


Güne bu şarkıyla uyandım,uyandık.

Aylardır özlemini çektiğimiz NBA, New York saatiyle gece yarısı 02.00'de sona eren 16 saatlik son görüşmenin ardından varılan mutabakatla yeniden başlama kararı aldı. Karara göre 25 Aralık'ta, yani Christimas günü NBA 66 maçlık bir sezon için yeniden başlayacak.

Bu vesileyle yeniden blog yazmaya başlamış olmak da ayrı bir sevinç kaynağı oldu benim için.

Detayları aktarmaya devam edeceğim. Artık hepimiz için birer '' Newsfeed '' olmuş twitter'daki iletilerimi de sağ taraftaki '' tweet'lerim '' kısmından takip edebilirsiniz.

4 Nisan 2011 Pazartesi

Şampiyon UConn Huskies


Dev finali Butler Bulldogs karşısında 53-41'lik skorla kazanan uConn Huskies, 2010-11 sezonu NCAA şampiyonu oldu.

Kör dövüşü şeklinde geçen maç enteresan rekorlara da imza attı. Maçın ilk yarısını Butler son saniye üçlüğüyle 22-19 önde kapattı. 20 dakikalık ilk yarı boyunca üretilen 41 sayı, 1946'dan bugüne NCAAB tarihinde bir finalin ilk yarısında kaydedilen en düşük skor totali olarak tarihe geçti. O son saniye üçlüğü de gelmese herhalde kırılması zor bir rekora imza atılmış olurdu.

Şampiyonluk ipini göğüsleyen Huskies'in 68 yaşındaki antrenörü Jim Calhoun da NCAAB tarihinde şampiyonluk sevinci yaşayan en yaşlı antrenör olarak tarihe geçti.

Butler ise iki sezondur peşpeşe gördüğü peri masalı rüyasını malesef mutlu sonla bitirebilmiş değil. Underdog'un ötesinde bir şey bunların yaptığı, Indiana'ya 8 km. uzaklıkta, hepi topu 4000 nüfuslu bir yerin takımı olarak iki sezondur NCAAB finali oynuyorlar. Haliyle daha önce iki şampiyonluğu bulunan uConn'a karşı underdog olarak çıktıkları maçı kazanmalarını arzu ettim enteresan bir biçimde. Lakin maç boyu 12/64 gibi bir yüzdeyle şut attıkları sürece uConn gibi bir takıma (ki onların da pek bir farkı yoktu aslında) diş geçirmeleri imkansız gibiydi. Beklenen oldu ve kötü hücum performansına rağmen uConn kazandı.

Huskies'in takım içi lideri Kemba Walker, oldukça düşük yüzdesine rağmen şöyle bir maçta dahi 16 sayı 9 ribaund yaparak draft'a yeniden göz kırptı. Sezonu 23.4 sayı, 5.3 ribaund, 4.3 asist ve 1.8 top çalma ortalamalarının üstüne şampiyonlukla kapatan bir oyun kurucu olarak harika bir final oldu onun için de. Bir sonraki durağı NBA olur. Umarım Doğuş ve Enes'le birlikte ...

Hidayet bir kez daha tarihe geçti


Geçtiğimiz gece Raptors potasına 11 sayı bırakan Hidayet, bu sayılarıyla NBA kariyerinde 10.000 sayı baremini devirerek adını bir kez daha tarihe yazdırdı. Bunun ne denli önemli bir rekor olduğunu belirtmek için NBA tarihinde bunu başaran 300 oyuncu olduğunu söylemem yeterli sanırım. Ayrıca Avrupa'lı oyuncular içerisinde de bunu başarmış yalnızca 9 isim var.

Tebrikler Hidayet ,cansın can.

30 Mart 2011 Çarşamba

Posey'den savunma dersi


Captain Jack'in üçlük çizgisiyle bütünlüğü de dikkatlerden kaçmıyor :)

23 Mart 2011 Çarşamba

Where Amazing happened

NBA'in beni ve zannediyorum tüm izleyicileri dumura uğratan yeni reklam silsilesinden parçalar :

Stephen Curry


Steve Nash


Amare Stoudemire


Chris Paul