2 Haziran 2012 Cumartesi

Pazar'ın 20 gözdesi



NBA'de yaz döneminde kuşkusuz en çok heyecan veren şey (maçsızlık ne kötü şey...) takımların kadrolarını yeniden şekillendirmek adına yaptıkları takas, oyuncu alma ve serbest bırakma hamleleri. NBA Draft'inin sönük geçen bir kaç yılının ardından Free Agent piyasası da haliyle daha bir heyecan verir oldu. Şimdilik konferans finalleriyle heyecanımızı koruyoruz ancak bir kaç hafta sonrası için lazım olacak, sık sık dönüp bakacağımız türde bir şeyler karalıyorum müsadenizle.

TOP 20 serbest oyuncuyu  kısaca dile getirelim. Avuçlarını ovuşturan taraftarlar da böylece sıkıcı geçen yaz dönemini teoriler üreterek oyalayabilsin.

1. DERON WILLIAMS Henüz 27 yaşında ve NBA'in şüphesiz en iyi 5 oyun kurucusundan biri. Brooklyn'e taşınan Nets'e daha önceden kalacağına değmeyecekse imzalamayacağına dair inceden sinyaller yollamıştı. Howard'la birlikte oynamak en büyük arzularından biri, Howard da bu arzuya karşılıksız değil. Dolayısıyla ikisini bir arada düşünebileceğimiz senaryolar mümkün. İHTİMALLER: Howard'lı ya da Howard'sız, Williams'ın evine, Dallas'a dönme ihtimali söz konusu. Ancak Brooklyn'in onu elinde tutabilmek adına cazibe teşkil edebilecek bir esnekliği var.

2. GORAN DRAGIC 26 yaşındaki Sloven solak ilk beş çıktığı 28 karşılaşmada 18 sayı 8.4 assist 1.8 top çalma istastistiklerini %48 saha içi, %38 üç sayılık isabet yüzdeleriyle elde etti. Sakatlığı sebebiyle oynamayan Lowry iyileştiğinde dahi ilk beşteki yerini koruyarak rüştünü bir kez daha ıspat etti. . İHTİMALLER: Rockets onu takımda tutmak istiyor ancak Raymond Felton'la işi biten Portland onu Rockets'e kolay yar etmeyecek gibi.

3. KEVIN GARNETT: 36 yaşında, orta mesafe şutu ve müdafaayı çok iyi yapan, pivot oynarken sırıtmayacak bir performans ortaya koyan, ancak kilometre göstergesinde 50.000 dakika ve üzeri yazan bir uzunu kim ister ki? Ya da kim istemez? Garnett şampiyonluğa oynayan bir takımda neler yaptığını ve yapabileceğini kariyerinin son demlerinde göstermeye devam ediyor. İHTİMALLER: Boston ona kalan iki yıl için 15 milyon civarı bir şeyler teklif ederse kariyerini nerede noktalayacağına dair pek de şüphemiz kalmayacak. Ancak Celtics elini sıkı tutarsa KG ligde o tipte bir uzun arayan her takım için cazibe merkezi olacak.

4. STEVE NASH: Evet, 38 yaşında. Ancak hala bir NBA Takımını olduğundan çok daha üst seviyeye taşıyıp play-off'un kapısına dayayacak kadar harika. Sezonun büyük bir kısmını assist kralı olarak geçirdi, %53'le şut attı ve etrafındaki herkesi 1-2 kademe yukarı taşımayı sürdürdü. Devamlılığından şüphe ediyorsanız şunu da belirtelim tam olsun ; Nash 7 maçtan fazlasını kaçırmadı. İHTİMALLER: Nash yazlarını New York'ta geçiriyor ve kışlarını da orada geçirebilmesi adına New York'un Knicks'inin şu an sınırlı serbest konumda olan ve hakları Suns'ta olan Aaron Brooks gibi bir alternatifi düşünen Suns'a karşı daha şanslı olması söz konusu.

5. ERSAN ILYASOVA: Türkiye'nin gururu Ersan'ın, gösterdiği müthiş çıkışa ve olgunluğa rağmen hala 25 yaşında olduğu unutulmamalı. Bilinen klasik Avrupalı uzunların aksine Ersan fazlasıyla agresif ve sert. En iyi sezonunu geçirdi ve 13 sayı 8.8 ribaund %49.2 şut yüzdesi istatistikleri yakaladı. Gösterdiği ribaund performansı ve parmak ısırtan maç performansları onun 28 dakikalık bir oyuncudan 36 dakikalık bir oyuncuya terfi edebileceğini gösteriyor. İHTİMALLER: Bir çok takımın radarında olduğunu söylemek mümkün ancak Bucks'ın onu tutabilecek salary cap esnekliği mevcut. Hele ki Andrew Bogut'un gidişinin ardından onu kesinlikle tutacakları tahmin ediliyor.

6. KRIS HUMPHRIES: Listenin double double ortalamalarına sahip tek oyuncusu kariyerinin en yüksek rakamları olan 13.8 sayı ve 11 ribaundun ardından son sezon cebine kemiksiz 8 milyonu indirmeyi (düğün gelirleri hariç) bildi. İHTİMALLER: Sign & Trade yoluyla Howard için Magic'e sunulacak pakedin bir parçası olacağı tahmin ediliyor.

7. GERALD WALLACE: 2010 All-Star deneyiminden bu yana düşen istatistiklerini nükseden sakatlıklarına bağlamak mümkün. Ancak ne yazık ki bu adam yalnızca 29 yaşında ve bu tip takas durumlarında sakatlıklarıyla anılabiliyor. Oyuncunun serbest kalma opsiyonu var.İHTİMALLER: Kendisinin de Howard uğruna Magic yolunu tutabileceğini düşünüyoruz ancak Lakers'ın da Metta World Peace'in gönderilmesi durumunda yerini Wallace'la doldurması da sürpriz olmaz.

8. RAY ALLEN: Formunu düşüren sakatlık ve 36'ya varan yaşı eski cazibesini korumasına engel olsa da hala muazzam bir şutör. İHTİMALLER: Eğer 10 milyonluk kontratodan kırptırmayı kabul ederse talibi çok olur. Yok, rakam sabit bizde ölücüye mal yok derseniz de şut özürlü Grizzlies O.J Mayo'nun yerine onu düşünebilir.

9. JASON TERRY: 34 yaşında ve 2.513 sayı daha kaydedebilirse All-star olmadan en çok skor üreten oyuncu unvanını Eddie Johnson'dan devralacak. Eski tadı yok, olmayacaktır ancak hala maç başına 15 atabiliyor ve üç sayı çizgisinin gerisinden güven veriyor. İHTİMALLER: Dallas'tan ayrılması zor görünüyor ancak Mavericks'in yapacağı takas hamleleri durumu değiştirebilir. İyi bir entegre olarak iddialı bir kadroları olduğu sürece onu tutarlar gibi. Yok olmazsa da bazı serbest kısalarına kapıyı göstermesi muhtemel Clippers'ın yeni ismi olabilir.

10. CHRIS KAMAN: Kötü bir takıma takas edilmiş olması ve kötü geçen sezon, sakatlıklar derken Kaman sezonu 13.1 sayı 7.8 ribaund ortalamalarıyla kapattı. 30 yaşında ve 5 yıldır arada bir nükseden sakatlıkları var, ancak hala güvenilebilecek bir pivot izlenimi veriyor.. İHTİMALLER: 14 milyonluk kontratı var. Adaylar Philly,Miami,Portland,Orlando ve Milwaukee, ancak yalnızca Blazers ve Bucks'ın cap space'ı yeterli.

11. LOU WILLIAMS: 25 yaşında ve Sixers'la kariyerinin en iyi sezonlarından birini geçiriyor. (14.9 sayı) Back up oyun kurucu düşünen takımlar için biçilmiş kaftan. İHTİMALLER: Sixers'ın Iguodala, Holiday, Turner gibi oyuncuları varken onun üzerine çok da düşmeyebilirler. Cleveland ve Charlotte'un tonlarca cap space'i var, çok görmezler.

12. BRANDON BASS: 27 yaşında, benchten gelip enerji katma konusunda çok istikrarlı. Kariyerinin en iyi rakamlarını 12.5 sayı ve 6.2 ribaundla yakaladı. Sezon sonrası gösterdiği performans da gelecek sezon 4 milyonluk kontratını biraz daha şişirebileceğine işaret. Double-Double ayarında bir oyuncu olmadığı için yanında mutlaka bir pivotla oynaması icab ediyor ancak orta mesafe şutu onu cazip kılıyor. İHTİMALLER: Celtics gençleştirdiği kadrosuna Jeff Green'le birlikte onu da kattı ve gayet memnunlar. Gitmesine izin vermezler ancak olur da giderse Nene'nin yanına Blatche-Lewis ikilisini temizlemeyi düşünen Wizards'ın yolunu tutabilir.

13. JAMAL CRAWFORD: 32 yaşındaki süper altıncı adam 5 milyonluk kontratının opsiyonunu kullanarak daha büyük bir kontrat kovalamayı deneyebilir. Elini çabuk tutsa iyi eder keza 2000-2001 sezonundaki çaylak yılından beri %38.4'le en düşük şut yüzdesini elde etti bu sezon. İHTİMALLER: Blazers'ın arka alan kurgusu karmakarışık. Bu kargaşada bir takım hamleler yapacakları aşikar. Crawford Bulls için Rip Hamilton'dan daha iyi bir back up guard olabilir. Thibbodeau bunu bir düşünsün.

14. JASON KIDD: Gelecek sene 40'ına basacak ve hala minimum veteran kontratına oynamayacağını söylüyor. Yine de onun için ideal rol genç ve çabuk bir oyun kurucunun ardında 10-15 dakikalık süreler alıp ufaktan oyuncu-yardımcı antrenör moduna geçmesi. İHTİMALLER: Fiyat kırarsa Bulls için ilginç bir hamle olabilir. Keza Rose'dan dilleri yandı ve C.J Watson'dan daha güvenilir bir el istiyorlar. Öte yandan Clippers, Celtics ve Nets de ilginç olabilir. Ya da bakarsınız emekli olur, bilemiyorum.

15. NICK YOUNG: Şut seçimi konusunda gelişme göstermiş hali bile ibretlik, artık daha iyi savunma yapıyor ve saçma sapan şeylerden de geri durduğunu pek söyleyemem. Yine de Clippers yaradı ona. Ayrıca 27 yaşında ve iyi üçlük atıyor. İHTİMALLER: Clippers'ın Foye, Williams,Billups, Bledsoe gibi oyuncuları var ve onu mid-level'dan ötede tutmazlar. Bir ihtimal Minnesota.

16. CARL LANDRY: As mı, yedek mi? Kings'le 2009-10 sezonunda ilk beş çıktığı 28 maçta 18 sayı ortalaması yakalamıştı. Yedeğe çekildiğinde de durum farklı değil, %50'den fazla saha içi yüzdesiyle çift hanelerde atmaya devam ediyor ve 9 milyonluk kontratı var. 28 yaşında İHTİMALLER: Hornets'in draft tercihine göre New Orleans'ın yolunu tutabilir.

17. MICKAEL PIETRUS: Phoenix'in ardından Celtics'le beklenen çizgiyi yakalayamadı. İyi savunmacı, iyi üçlükçü çizgisinden uzak. Golden State'le 2007'de yakaladığı hava, Orlando'nun 2009'da finale çıkmasındaki katkı olmasa da 30 yaşında Boston'a kritik destek veriyor. İlk beş çıkmasa da önümüzdeki 3-4 yıl boyunca güven veren bir forvet olarak kariyerine devam edebilir.İHTİMALLER: Celtics'te kalması olası. Bir ihtimal Knicks veya Nets olabilir.

18. RANDY FOYE: Lige geldiği 6 yıldan beri 12'ye yakın sayı ve 3'ten fazla assist ortalaması yakalamayı başardı nihayet. Bu sezoın 3 sayı çizgisinin gerisinden bulduğu 127 isabetle kariyerinin en yüksek 3 sayı isabeti rakamına ulaştı. 28 yaşında ve daha verimli kullanılabilecek bir oyuncu.. İHTİMALLER: Lob City'de yola devam etmesi ilk ihtimal gibi. Mavericks, Thunder,Blazers ve Wizards'ın kendisi ayarında bir oyuncuya ihtiyacı olduğunu da belirtelim.

19. BORIS DIAW: 9 milyonluk günleri bitti. 30 yaşında, bir çok pozisyonu oynayabilmesi avantaj sağlıyor ancak hala kötü bir savunmacı. Bobcats'te kalsaydı pek iyimser olamazdım ancak Spurs'le yeniden doğdu gibi bir şey. İHTİMALLER: Hemşerisi Tony Parker'la birlikte Spurs'te kalmak maddi manevi işine gelir. . Heat ve Lakers salary cap sıkıntısına rağmen radarından eksik tutmaz Fransız'ı.

20. TIM DUNCAN: Kariyerini geçirdiği Spurs'te gösterdiği performansla takdir toplamaya devam ediyor efsanevi oyuncu. Spurs'le kariyerine devam etmek için 21 milyonluk kontratından ne kadar kısacağını görmek ilginç olacak. İHTİMALLER: San Antonio tabi, başka bir şey düşüneniniz var mıydı ki?

DİĞERLERİ : Chauncey Billups, G; Raymond Felton, G; Gerald Green, G-F; Jeff Green, F; Jordan Hill, F-C; Antawn Jamison, F; Andre Miller, G; Ian Mahinmi, C; Steve Novak, F; Delonte West, G.

31 Mayıs 2012 Perşembe

KOCAMAN bir teşekkür !



Bu vesileyle dile getirmek istediğim (aynı zamanda destek olan arkadaşlarım tarafından dile getirmem istenen) bir şey de var ;

Uçak içerisinde ve şirket içerisinde, şirketi, yönetimi, iktidarı, uğradığımız bilimum haksızlığın muhattaplarını yerden yere vuran, biz tepki göstermiyoruz diye bize suçluymuşuz gibi davranan, mürettebatız diye bize emir eriymişiz gibi davranan, uçuş brifinginin yarısını bu tip söylemlere ayıran, zaman zaman hakaret ve bedduaya varabilecek kadar (sözde) tepki dolu (!), süper demokrat ve özgürlükçü,

Ancak...

Eylem günü şapkasını öne eğip paşa paşa uçuşlarına giden, sesimize en ufak bir ses, elimize en ufak bir el vermeden hiç bir şey olmamış gibi davranan kaptanlarımıza bu vesileyle KOCAMAN bir teşekkür arz ediyorum, ediyoruz.

Aramıza katılan 3 kaptan vardı. Bunların 1 tanesi İspanyol'du. Diğer ikisinden aramızda devamlı kalan tek kişiyi de anında işten çıkardılar.

Onun adına ve daha önce işinden çıkartılan Bahadır Kaptan adına, tüm uçucu arkadaşlar adına kendilerine az önce de belirttiğim gibi KOCAMAN bir teşekkür arz ediyoruz.

Eyleme katılmadılar diye değil bu teşekkür, kimse katılmak zorunda da değil.

Ancak katılmayacaksan, olmuyorsa, yoksa sende o yürek, uçak içinde de esip gürlemeyeceksin. İçeride ne isen, dışarıda o olacaksın.

Söylediğim ve yazdığım şeylerden tepki görmekten korkan biri değilim, ancak altını çizerek belirtmeliyim ki bunu ben söylemiyorum, orada, o meydanda toplanan herkes söylüyor. Ve üzülerek söylüyorum ki kimse de KOCAMAN teşekkür edecek kadar kibar sözler sarf etmiyor. Bilginiz olsun.

Bunun haricinde, eyleme katılsın ya da katılmasın, boş boş esip gürlemek yerine bize samimi manada destek olan kaptanlarımıza da GERÇEK bir teşekkür arz ediyoruz.




Filler ve Çimenler



Havacılıkta son günlerde süregelen dalgalanmada ilk yazımda işin personel-şirket kısmına odaklandım. Yazının temelinde ise sonuçlar ve sebepler vardı. Evet, belki de THY ve yönetimi karlılık maksadıyla bu yasa dışında personele yönelik bir çok ağır yaptırım uyguluyor ve personel de kendi içinde, sendikanın eski desteği olmaksızın bu duruma direnmeye çalışıyor, doğrudur. Ancak hükümetin THY'nin karlılığından, cirosundan vs. daha önemli sebepleri vardı Hava-İş'e, ve Hava-İş dolayısıyla THY personeline yönelik yaptırımlar uygulamak için.

Önceki yazı çimenlerin ezilmesiyle ilgiliydi. Şimdi çimenlerin neden ezildiğinden, fillerden bahsedeceğim.

Yakın zamanda 4 yıla yakın süre çalışmış bir THY kabin personeli ve yine bu vesileyle 4 yıllık hava-iş üyesi bir sendikalı olarak (artık değilim,haliyle...), dahası hava-iş'in klasiği aşmayan sığ desteğinin de katkısıyla (!) iş akdi feshedilmiş biri olarak, hava-iş'in ilgi odağının işçi ve işçi haklarından farklı şeyler olduğunu üzülerek belirteceğim bu yazıda.

Hava-İş'in 15.000'e yakın üyesi var. Bu üyelerden aylık 50 TL civarı ücret alınıyor. Hesabı siz yapın.

Ya da şöyle bir soruyla başlayayım ; siz hiç bir sendikanın genel başkanının 20 senedir başkanlık koltuğunda oturduğunu gördünüz mü ?


THY personeli hava limanı dış hatlar gelişinde, hava-iş'le birlikte belki de sırt sırta direniyor ancak personelin hemen hemen hepsi (Sendika temsilcileri hariç!) hava-iş'in bir kaç yıldır sorumluluktan uzak, elini taşın altına koymaktan kaçınan bir tavır aldığında hem fikir. Klasik olarak hemen hemen tüm personel bu direniş için çok gecikildiğini, artık çok geç olduğunu ve hava-iş'in sadece kendi menfaatlerini önemsediğini düşünüyor. Bunu da açıkça dile getiriyor.

Bugün sendika öncülüğünde personel kazansa ne olacak ki? Yüzlerce insan uzun yıllardır sürdürdüğü mesleğini kaybetti bile!?

Meydanda belki de birlikte direniyoruz ancak gerçek şu ; Hava-İş kendi ekmeği için, THY personeli de kendi ekmeği için direniyor. Ortak bir paydamız yok, kalmadı.

Esas kritik nokta ise şu ; Hava-İş'in yöneticileri ılımlı değil, tam anlamıyla hükümet karşıtı. İşçi ve işçi haklarından ziyade siyasi ideolojinin kavgasını yapıyorlar. Bir işçi sendikasının işçi ve işçi hakları dışında, siyasi anarşizm odaklı yaklaşımını da hükümet sevmiyor. Bugüne bugün asker, siyasetçi, bürokrat, iş adamı, gazeteci demeden, bu tip bir tavrı suç seviyesine kadar taşıyan iktidar düşmanlarının tepesine binmedi mi bu hükümet? Haklı bulun ya da bulmayın, bu ülkede filler çarpışıyor. Bu bir gerçek.

Atilay Ayçin, THY genel müdürlüğü önünde toplandığımız gün kürsüye çıktığında, 10 dakikadan fazla konuşmadı işimiz konusunda. 11'inci dakika geldiğinde hükümete olan karşıtlığını açıkça dile getirdi, verdi veriştirdi. Şahsen ben kendimi hükümet karşıtı bir partinini mitinginde gibi hissettim. O günkü eylemde de, günlerdir süregelen havalimanı eylemlerinde de '' Bırak bunları şimdi, işe gel işe, THY'yi anlat '' dememek için zor tuttum kendimi.

Keza THY personelinin grevine gönülden, samimi bir biçimde destek veren farklı iş kollarının sendika ve işçileri olduğu gibi, tamamıyle muhalefet ve siyaset yapmak için aramıza sızan menfaatçi insanlar da gördük. Biz THY'yle, işimizle, yasayla ve genel gidişatla ilgili sloganlar yapmaya çalışırken devamlı araya girip AKP karşıtı sloganları tetiklemeye çalıştılar.

Karşılık da bulamadılar. Keza 2 insandan 1'inin AKP'ye oy verdiği bir ülkede yapmaya kalktılar bunu, haliyle de tetiklemeye çalıştıkları sloganlara karşılık bulamadılar.

Demem o ki hava-iş'in umrunda bile değiliz biz yıllardır.

Tamamıyle kendi menfaatlerini, bitmek tükenmek bilmeyen binlerce liralık geliri, 20 senedir bırakmadıkları koltuğu savunmaya, bunun haricinde de tamamen ideolojik sebeplerle hükümeti yerden yere vurmaya geldiler oraya.

Yıllardır yaptıkları şey de bu zaten, sendika fiziksel olarak var. İşlevsel olarak yok. Hemen hemen tüm THY personeli bunda hemfikir.

Belki THY'nin maksadı karlılık, özelleşme gibi şeylerdi ancak hükümet için bu, şahsi kanımca ikinci plandaydı. Onların birinci hedefi, kendilerine karşı örgütlenen tüm güç odakları gibi hava-iş'i de bitirmekti. Bunu da dünyada bir ilk olan havacılık sektöründe grev hakkı'nı kaldırarak yaptılar. Grev, sendikanın en güçlü ve en son kozuydu. Grev yoksa sendika da bitmiş demektir.

 Sendikanın bitiyor oluşuna üzülmüyorum, hatta seviniyorum. Hak ettiler. Ancak bu savaşta çimenlerin eziliyor olması, kurunun yanında yaşın da yanması, ocaklarn sönmesi çok üzücü. Bundandır tüm bu kavgamız.


Gönül isterdi ki hükümet alternatif bir şey geliştirebilseydi. Hava-İş'i bitirmek için, havacılığı sendikal manada bitirmeye gerek yoktu. Gökkuşağı hareketi gibi alternatif bir plana destek verip, Gökkuşağı hareketi isimli yeni havacılık sendikasını resmileştirmek suretiyle bitirecek gücü vardı bu hükümetin.

Ancak bu da onların işine gelmedi. Hem kendilerine düşmanlık güden sendikayı bitirdiler, hem de THY'nin yıllarda yapmaya çalıştığı kapitalist çalışma sisteminin önünü açtılar.

Olan yine çimenlere oldu.


30 Mayıs 2012 Çarşamba

Neden grev yapıyoruz? (THY, Globally Wild !!! )



Öncelikle şunu söylemeliyim, bu yazıyı yazmakta herhangi bir siyasi maksadım yok. Hatta yapılan eylemler boyunca da kendimi ve etrafımdakileri mümkün olduğunca siyasi fanatizmden uzak tutmaya çalıştım. Tıpkı fanatizmin her türlüsünde (ırk, mezhep, futbol takımı vs.) olduğu gibi...

Bu yazıyı, şahsi bloguma, Milli Havayolumu Türk Hava Yolları'nda 4 yıl kabin memuru olarak görev yapmış biri olarak, emeğimize ve duruşumuza gösterilen saygı kadar gösterilmeyen saygıya da açıklık getirmek adına yazıyorum. 

Tanıyanlar bilir, normalde ılımlı, itaatkar ve hepsinden ötede aşırı hümanist biriyimdir. İnsan dizideki hayalet misali, isterse oralete bile inanabilir. Saygı duyarım. Sevimsiz insanları bile kolaylıkla sevebilirim. Bununla övünmem, ama bana bu terbiyeyi veren ebeveynlerimle övünürüm. Allah onlardan bin kere razı olsun.

Ben sonuçlardan çok, sebeplerle ilgilenen biriyim. Keza o istenmeyen sonuçları ortaya çıkaran şey sebeplerdir. Bir insan ne yaparsa yapsın, mutlaka bir sebebi vardır. Sebebini tasvip edersiniz ya da etmezsiniz, bu sizin bileceğiniz iş. Bu o sebebin varlığı gerçeğini değiştirmez.

Aralık ayında bildirimli fesih yoluyla işten ayrıldım. Bugün insanları yasal olmayan iş yavaşlatma eylemine kadar götüren sebepler, zaten uzun vadede yapmayı düşünmediğim bir iş için benim nazarımda ipleri iyice inceltmişti. İnceldiği yerden de koptu.

Buna rağmen, iki gündür ben de uçucu tüm arkadaşlarım adına, bu işin en ağır tokadını yemiş biri olarak Havalimanı'nda, onlarla sırt sırtaydım. Görenler şaşırdı, keza benim öyle asi, anarşist bir yapım yoktur, çok da kızarım aslında ekmek yediğimiz yere asi gelmeye. Ancak belirttiğim gibi, ben dahi oradaydım. Ve bunun da bir sebebi vardı.

İşin daha komik tarafı, insanlar beni hükümeti destekleyen biri olarak tanıyor. Ben doğrudan,dürüstten her zaman yana olurum, yanlışın da karşısında... Bana ya da keyfime uysun ya da uymasın, isterse babamın oğlu olsun, yanlışa yanlış, doğruya doğru derim. Bu yüzden net bir saf tuttuğumu söylemek çok güç.

Devletin gücünün, tüm kuvvetlere üstün geldiği bir zamanda yaşıyoruz. Artık devlet, İstanbul'da kendi imparatorluğunu kuran baronlara eyvallah etmiyor, üniformalı, sivil, üst düzey, ya da halktan demeden yanlış iş yapan herkesin tepesine biniyor. Bu açıdan devletin gücünün bu şekilde tezahür edişini seviyorum, bu kontrolü sağlamadan sırtımızı doğrultmamız zor.

Ama öte yandan devlet, sendikaların,vakıfların,memurların da üstüne kullanıyor bu kuvveti. Memuruna%3'ü, zaten çuvalla para kazanan milletvekiline %45'i layık görüyor. Üstelik 2 yıl yetiyor tüm ömrü ihya etmek için.

Hani deselerdi ki, '' Arkadaşlar, zor durumdayız. Devlet kötü durumda, paramız yok, sırt sırta verip yeniden doğrultacağız belimizi, sıkın dişimizi. '' diye, başımız üstüne. Ancak gelir dağılımındaki bu haksızlık bu denli netken, korkarım aynı sudan içmiş aynı yoldan geçmiş olmuyoruz.

Uygulamalarıyla daha önceden büyük haksızlıklar görmüş aileme tüm haklarını iade eden bir hükümet için bunları söylemek istemezdim ancak doğrunun yanında olduğumuz gibi, yanlışın da karşısında olmalı. Doğrusu budur, malum '' aman başkanım, canım vekilim '' mantığıyla bir adım ileri gidemeyiz. Ben buna inanıyorum.

Şimdi size kısaca uçuculuktan bahsetmek istiyorum :

Evet, her ne kadar başlangıçta 2800 civarı olsa da bahsi geçen 4000-5000 TL civarı gelir doğrudur. Bu ücrete net maaş, uçuş tazminatı, ikramiyeler, yol ve yemek bedelleri, yurt içi ve yurtdışı harcırahlar dahildir. Bu ücreti bu miktara ulaştıran şey de uçuş tazminatıdır. Unutulmamalı ki uçucu ekipler mesleklerini ortalama 35.000 feet yükseklikte ifa etmektedirler. Bunun denizaltında ya da yer altında çalışmaktan çok da farkı yok. Keza risk grubu itibarıyle de maden işçileriyle aynı risk grubundadırlar. Uçuş tazminatını da bu risk temin ediyor zaten.

Peki nedir bu riskler? Gerçekten dışarıdan görüldüğü gibi iki çay kahve dağıtıp bu parayı mı kazanıyoruz, yoksa içi bizi, dışı sizi mi yakıyor?

Her şeyden önce basınç vardır. En ufak bir havayolu tıkanması, gribal enfeksiyon durumunda kısa bir sürede sizi inelim artık diye duvarları yumruklattıran türde, ağır bir basınç. Bunun görünen ve görünmeyen bir çok etkisi var. Sürekli uçakla seyahat eden yolcular da bu duruma dair belirtileri vücutlarında görebilirler.

Bunun haricinde, devamlı maruz kalınan radyasyon etkeni, uzun vadede bu işi yapan insanlarda kanser riskini son derece arttırmaktadır. Meslek sonrası kanserle boğuşan, kazanan ve kaybeden nice büyüğümüz mevcuttur.

Bir kabin memuru bir mesai gününü bir noktada bir noktaya yaptığı tek uçuşla da tamamlayabildiği gibi, zaman zaman günde dört uçuş da yapmaktadır (bugünlerde 5 oldu bu!!!) Örnek bir pattern belirtmek gerekirse, sabah 5.15'te havaalanında işe başlayan bir kabin memuru aynı gün içerisinde Roma'ya gider,oradan döner,arkasına Bodrum'a gider ve Bodrum'dan akşam 18.00 gibi döner. Üzülerek söylüyorum ki, bu tip patternleri kabin amiri dahil 4 kişilik ekiple yapıyoruz. Muadil havayolları minimum 5'i benimseyip ortalama 6 kabin memuruyla çalışırken bu yoğunlukta bir paternin bu kadar az kişiyle yapılması, zaten ağır olan şartları daha da ağırlaştırıyor.

Çalışma saatleri karmaşık olan bir işten verim alınabilmesi için, etkili bir planlama gerekir. Ne yazık ki Türk Hava Yolları'nın planlama birimi bazen insanda şaka etkisi yapacak düzeyde kötü çalışmaktadır. Bu durum da her yıl kendilerine '' en iyi çalışan birim '' ödülü verilerek örtbas edilmektedir. Örneğin, Pazartesi günü 7 saatlik uçuşla Hindistan'a gidip Salı akşam yeniden İstanbul için yola çıkan, Çarşamba sabahı 06.40 gibi İstanbul'a inen bir kabin memuru, ertesi gün sabah sabah 04.00'te yeniden mesai açabilir.

Bundan bahsetmişken bir havacılık klasiği olan Jet Lag'e değineyim. Havayolu firmalarında etkili planlama düzeyine ulaşmış şirketler, okyanus aşırı sefer yapan personelini 6 ay boyunca doğudaki destinasyonlara, 6 ay boyunca da batıdaki destinasyonlara planlar.(Örnek,Lufthansa) Böylece personelin istirahatini etkileyen jet lag faktörü büyük ölçüde ekarte edilir.

Türk Hava Yolları ise dünyanın en batısı diyebileceğimiz Los Angeles, Sao Paolo gibi 14 saatlik uçuş süreli destinasyonlarda minimum istirahat süresi olan 14 saati temin ettiği gibi, bu seferden dönen kabin memuruna yine okyanus aşırı sefer dönüşü minimum istirahat süresi olan 48 saatin ardından Japonya, Endonezya gibi hatları da planlamaktadır.

Tüm bunlar bağışıklık sistemini zayıflatan etkenlerdi. Tek satırla klasik olarak kaza, kırım ve terör riskine de değineyim ki esas riski bunlar oluşturuyor zaten. Şirketteki ilk yılımı doldurmadan Amsterdam kazasında dönem arkadaşımı kaybettim. Pazartesi günü nöbette karşılaştık, aldığım iki dilim kekin birini onunla paylaşmıştım. Ulvi Murat, çarşamba sabah şehid oldu. Mekanı cennet olsun.

Kabinde çalışan personel, Afrika,Hindistan,Arap ülkeleri gibi hastalık düzeyinin çok yüksek olduğu virüslü bölgelere sık sık uçtuğu gibi, bu bölgelerde yaşayan bir uçak dolusu insanla saatlerce aynı tüpün içinde kalmaktadır. Hava değişimi, zayıflayan bağışıklık sisteminin getirdiği sıkıntılar gibi faktörlerin üzerine bu da gelince sık sık rahatsızlanmalar olmaktadır.

Bir kabin memuru, kendini iyi ya da uçuşa hazır hissetmiyorsa, uçmamalıdır. Hele ki gribal enfeksiyon türü bir rahatsızlığı varsa, bilhassa kulak sağlığı için uçmamalı. Ancak THY bu konuda personeline 3 yıla yakın zamandır korkunç bir baskı uyguluyor. Bunun yegane sebebi, uçucu personelin keyfi maksatlarla doktorlardan raporlar alıp uçuş operasyonunu aksatıyor olmaları. Bir kontrol mekanizması kurmak, bu durumda THY adına bir zorunluluk oluyor ancak bu mekanizmayı bu denli yanlış kurduğunuzda malesef ortaya korkunç diye tabir edilebilecek sonuçlar çıkıyor.

THY, Globally yours sloganını taşıyabilecek bir duruş göstermiyor bu konuda. Geliştirilen kontrol mekanizması, bu çapta bir firma için çok ucuz ve başarısız. Personelin rapor hakkını istismar etmesine sonuna kadar karşıyım. Lakin kulak zarını ve kulak sağlığını kaybeden onlarca arkadaşımı görüp de üzülmemek elde değil. Bu baskı yüzünden kırık çıkıklarıyla uçan, mevcut rahatsızlığı iltihapla körüklenen, ameliyat olmak zorunda kalan ve görev esnasında koma,bayılma,kanama gibi vukuatlar geçiren arkadaşlarımız oldu. Kurunun yanında yaşı da yakmak, adil bir yönetime yakışmıyor.

THY, sözleşmeyle yasal hak olarak elde edilmiş mazeret izni hakkını, personeline kullandırtmamak için, modern tabirle mobbing denen şeyi uygulamaktadır. Sözleşmeyle elde edilmiş yıllık 7 tane mazeret izini hakkınızı, sadece kullandığınızı beyan etmek suretiyle kullanabilirsiniz. Ancak uygulamada bu böyle değildir. Bugün, bir yakınınız vefat etse, ölüm kağıdı, bir yakınınız hastalansa hastalığına dair rapor getirmeksizin bu izni kullanmanıza izin verilmemektedir. Bu uygulama yüzünden karnındaki bebeğini kaybeden arkadaşımız oldu. Daha fazla detaylandırmak istemiyorum.

Yine sözleşmeyle belirlenmiş, aylık sabit 8 boş gün hakkında da gözü var şirketin. Yapılmak istenen şu, personel uçtuğu noktada yatıdayken, orada yaptığı istirahat boş gününden sayılsın. Yani personel, boş günlerini İstanbul'da geçirmesin.

Zaten ayın 15 gününü evinden, ailesinden uzakta geçiren bir kabin memuru için bu durumun ne derece sevimsiz olduğu buradan anlaşılabilir.


Türk Hava Yolları'nda stratejik noktalara atınan kişilerin aynı memleket insanı olması, malesef bir takım suçlamaları doğrular nitelik taşıyor. Kul hakkı'nın ne kritik bir şey olduğunu ifade etmeme gerek var mı, bilemiyorum.

Neden Grev yapıyoruz ?

İşte tüm bu zorluklarla baş etmek için, birlik olup bir kuvvet teşkil etmek gerekiyor. Bu birliği havacılık sektörü çalışanları sendika yoluyla yapıyor. Hava İş sendikası, her ne kadar son bir kaç yılda gelişen bu olumsuzluklara tepkisiz kalıp etkisini kaybetmiş olsa da hiç bir şey olmasa, grev yoluyla şirketin yapacağı bilimum haksızlık için koz teşkil ediyor.

Hükümetin yapmak istediği şey ise, havacılık sektörüne mensup personelin grev hakkını tamamıyle elinden almak. Yani bu öyle kritik bir şey ki ; şirket çıkıp '' Her biriniz karın tokluğuna çalışacaksınız, yoksa gideceksiniz. '' dese, dediklerini yapmak, yani karın tokluğuna çalışmak ya da gitmek zorundasınız.

Üzgünüm, referandum döneminde '' Bir işçi birden çok sendikaya üye olabilecek '' diyen başbakan bugün aynı dili konuşmuyor.

Şunu altını çizerek söylemeliyim ; Hükümet ve şirket çıkıp '' Zor durumdayız, para durumumuz sıkıntılı, bu badireyi birlikte atlatmak adına hepinizden özveri bekliyoruz. '' deseydi, inanın bir kaç sivri tip hariç kimse ses etmezdi.

Ancak şirket personeli gösterdiği özveri ve istikrarla, son 5 yılda Türk Hava Yolları'na 4'üncü yıldızı kazandırdı. Star Alliance ittifakına katılma, Barcelona, Manchester United, EuroLeague başta olmak üzere dünya çapında ünlü bir çok organizasyona ve şahsa sponsor olma gururunu yaşattı. Gururla söylemeliyim ki Türk Hava Yolları bunu üstün yönetim yetileriyle değil, personelinin ağır şartlarda ortaya koyduğu muazzam özveriyle başardı.

Peki şirket ne yaptı ?

- 2 yılı aşkın süredir uçucu personele herhangi bir zam yapılmadı. Binlerce insan hala bu zam eksikliğinin giderilmesi adına yeni toplu iş sözleşmesi yapılmasını ve fark ödemelerinin alınmasını, yasal hakkı olan bir parayı bekliyor.

- 5 yılda Avrupa'nın zirvesine çıkan şirketin kasasına dolan paralar, işçisine,emekçisine, personeline değil, cebini doldurmakla meşgul kimselerin cebine gitti.

- Şirketi Star Alliance üyesi yapan personel, Star Alliance üyesi şirketler arasında en düşük maaşa çalışıyor. Belki Türkiye standartları için 2800 TL'yle işe başlamak olağanüstü gözükebilir ancak havacılık standartları için bu kalibrede bir firmada bu ücrete çalışmak kesinlikle yetersiz.

- British, Lufthansa, Air France, KLM ...Her birine kelimenin tam anlamıyla toz yutturan personel, bu şirketlerin hepsinde hala var olan grev hakkını, bugün itibarıyle kaybetti.

- Maaşlardan net açıklaması yapılmayan kesintiler yapıldı.

- Kasası zaman zaman dolup taşan, herşeye sponsor olup onlarca uçak sipariş eden şirket, personeline herhangi bir zam yapmadığı gibi, mevcut ücretine de göz dikti.

- Havacılığın ortalama uçuş süresi aylık 80 saattir. Maksimum süre ise aylık 110, yıllık 1000 saat şeklindedir. Her ay 100'ü deviren, Aralık ayının sonu gelmeden 1000'i dolduran personel bunu minimum ekiple uçarak gerçekleştirdi. Muadil havayolu firmalarının minimum 5-6 kişiyle uçtukları rutlara THY 4 kişiyle uçuyor.

Personel, bu noktaya taşıdığı şirketten hiç bir karşılık beklemedi.  Sadece asgari düzeyde haklarını korumak istedi.

Bugün ''75 Milyonu mağdur ettiniz.'' diyen insanlara '' Sizi bayramda sevdiklerinize kavuştururken, biz bayramın 4'üncü günü öptük annelerimizin ellerini. '' dedi.

Buyrun, okuyun buradan. Eksiği var, hem de çok. Neler gördük, anlatılmaz, yaşanır.
http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=thy+hostesinden+gelen+mektup

Maaşımızdan, burada dile getirdiğimiz hiç bir şeyden şikayetimiz yoktu. Bayramda uçmaya da razıydık, geceli gündüzlü uçmaya da, bir doğuya bir batıya gitmeye de, ayın 15 gününü dışarıda geçirmeye de, uluslararası havacılık otoritelerinin belirlediği maksimum sürelerde uçmaya da...

Sağlığımızı riske etmeksizin (ki şirket baskısı yüzünden, raporları vermeyen, verdiklerini onaylamayan doktorlar yüzünden hastalığında uçan yüzlerce kişi var...) her türlü zorluğa vardık biz.

 Siz değil, biz istedik o beş yıldızı. Siz değil, biz aldık o dört yıldızı. Star Alliance'la biz gurur duyduk sizlerden çok. Hepsine razıydık. Yeter ki büyüsün şirket, kasası dolsun, ekmeğimizi kazanalım, çoluğumuza çocuğuma güzel bir hayat kuralım istedik.

Şirket büyüdü, 5 senede Avrupa'nın zirvesine çıktı. Dünya markası oldu. Kasası doldu. Ancak o paraların bizden çok, sponsor olduğumuz yerlere faydası dokundu. Bizim emeğimizi hunharca savurdu birileri.

Daha kötüsü, birilerinin cebini doldurdu o paralar.

Maddi olarak bir tatmin göremediği gibi, manevi manada da trajik şeyler gördü personel. Kritik noktalara yapılan atamaların ortak yönleri dikkat çekiciydi. Bunu AKP yanlısı ya da karşıtı, herkes açıkça itiraf ediyor. Ben dahi şirket yanlısı biriydim, bugüne bugün yazıklar olsun diyorum.

Yine ses etmedik. Çalışıp ekmeğimize bakalım istedik ama, başta grev olmak üzere asgari düzeyde değerlerimize kast etti bu insanlar.

Doymadılar, doyuramadık, doyduramadık.

Babamızdan daha büyük hürmetler gösterdik onlara uçakta.

Yaranamadık.

Bu yüzden grevdeyiz. En asimiz de, en ılımlımız da tepkili bu işe.

Birilerinin zoruna gidecek ama söyleyeyim ; Şirket içinde muhafazakar, dini değerlerine düşkün, efendi bir kitle var. Hepsi de birbirini iyi tanıyor.

Son seçimde %99'u AKP'ye oy veren kişiler.

Dün hepsi oradaydı, aynı sloganlara eşlik etti. Ötesi yoktur.

Sabırla okuduğunuz için teşekkür ediyorum. Bir kez daha tebrik ediyorum THY personelini, gelenekselleşen haksızlığa tercüman oldukları için.

Ümit ediyorum işe yarar. Hükümetin hiç bir şeyden geri adım atmadığı ortada. Bugün de grev yasası geçti, yine de yananı görür Allah. Şüphesiz bir adaleti vardır ve tecelli edecektir.

İnanın çocuklar.

20 Mayıs 2012 Pazar

Teşekkürler Beşiktaş !



Bugünü de gördüm ya, ölsem gam yemem artık.

Dile kolay, tam 17.000 kişi vardı bugün salonda. Tıpkı burada ve sosyal medyada dile getirdiğimiz gibi, Sinan Erdem'i siyah beyaza boyadı bugün binlerce Beşiktaş'lı. Bu manzara salı günkü maç için olduğu kadar gelecek adına da ümit verici.

Feda tişörtlerini kısa sürede tüketen Beşiktaş taraftarı, başta EuroChallenge kupalı tişörtler olmak üzere bir çok ürüne de yoğun ilgi gösterdi maç öncesinde.

NBA'den sonra ülke topraklarında da şu resmi görmek benim için neler ifade etti, kelimelerle anlatmam çok güç. Herhangi bir takımımızın böyle bir desteğe şahit olduğunu görseydim, mutluluktan içim içime sığmazdı. Ben ki Beşiktaş'lıyım.

Geçtiğimiz sezon sonunda kapanma noktasına gelen, sponsor kriziyle boğuşup sezon başında 100 kişiye oynayan bu takımın bugün üçüncü kupa için böyle bir destekle böyle bir performans ortaya koyması ... Kelimelerle anlatılır gibi değil.

Teşekkürler Beşiktaş, teşekkürler Beşiktaş taraftarı. Çağrıma kulak verdiğiniz için, şu resim için, bugün için size binlerce kez teşekkürler.

Salı günü görüşmek dileğiyle.

18 Mayıs 2012 Cuma

Siyah Beyaz Sinan Erdem !



Bu sezon EuroCup hezimetini EuroChallenge şampiyonluğuyla telafi ederek göğsümüzü kabartan Beşiktaş Milangaz, Türkiye Kupasının ardından lig şampiyonluğu için de yoluna tam gaz devam ediyor. Memlekette iyiden iyiye sarpasaran futbol heyecanının da çarşamba günü itibarıyle sona ermiş olması tüm ilginin yeniden basketbola dönmesine sebep oldu. Şimdi uzun süredir hayalini kurduğum şeyi gerçekleştirme zamanı !

Dün akşamki Galatasaray Medical Park galibiyetiyle seride yeniden avantajlı konuma geçen Beşiktaş Milangaz, pazar günkü maçı bildiğiniz üzere Sinan Erdem'de oynayacak. Biletler şimdiden tükenmiş durumda. Muhtemelen Beşiktaş basketbol tarihinin en çok ilgi gösterilen maçına şahitlik edeceğiz. Allah kısmet ederse ben de orada olacağım.

Bu coşkuyla eş zamanlı olarak, Beşiktaş'ın unutulmaz efsanelerinden Şeref Bey, son sözü olan '' Feda '' ile anılıyor. Bu saygı duruşu kapsamında da Beşiktaş yönetimi Feda tişörtleri bastırdı ve taraftarın hizmetine sundu.

NBA delisi bir Beşiktaş'lı olarak her daim NBA tribünlerinde gördüğüm o taraftar kitlesine hayranlık duymuşumdur. Özellikle play off karşılaşmalarında çılgın görüntüler ortaya çıkıyor. Resimde de Thunder ve Jazz taraftarlarının bütünlüğü göze çarpıyor. Aşağıdaki videoda da Thunder taraftarının önceki maçlardan birine James Harden'a ağır bir faül yaparak 7 maç ceza alan Metta World Peace'e gösterdiği tepkinin görüntüleri var. Taraftardaki bütünlüğe dikkat :




Sinan Erdem'deki tüm biletler şimdiden tükenmişken, üstüne üstelik böyle bir vefa dolayısıyla ortaya bir tişört kampanyası çıkmışken, zaten maddi açıdan zor günler geçiren kulübe bir taraftarı olarak böyle bir organizasyon yapmak için daha doğru bir zaman olabilir mi ?


Gurur duymak ya da mahcup olmak... Pazar akşamı başıma hangisi gelecek bilmiyorum ancak benim en güzel hayallerimden biri bu manzara. Bir play off karşılaşmasını, son sıradan play off'a katılıp Mavericks'i eleyen Warriors'un taraftarı gibi bütünlük içerisinde izlemek, desteğin en büyüğünü hak eden bu takıma bir bütün dolu tribünlerle destek olup tek yürek olmak, oldum olası en büyük arzularımdan biriydi.

Sizlerin de şahitliğinde bu kampanyayı başlatıyorum. Ümit ediyorum Beşiktaş taraftarı beni mahcup etmeyecek.

Seriye gelince ; muazzam bir çekişme var. Açıkçası turu her kim geçerse geçsin, elenen adına çok üzüleceğim. İki takım da başarılı olmayı ziyadesiyle hak ediyor. İyi olan kazansın.


4 Mayıs 2012 Cuma

Yeni takımım ; Brooklyn Nets


Beklenen gün geldi ve New Jersey Nets, resmen Brooklyn Nets oldu. Resimde Brooklyn Nets'in yeni logosunu ve renklerini görüyorsunuz. Evet, NBA'in tek renksiz takımı olacak Nets.Keza renk olarak siyah-beyaz ikilisini seçtiler.Ortaya da biraz retro kalmakla birlikte böyle bir görüntü çıktı.Lisanslı ürünlerini sabırsızlıkla bekliyorum,eminim ilginç olacak.

Özellikle benim gibi Beşiktaş'lı ve Deron Williams hayranıysanız,onu yeniden siyah beyaz formayla izlemenin ne denli heyecan verici olacağını anlayabilirsiniz.

Nets'le ilgili de söylentiler erkenden baş göstermiş durumda. Geçtiğimiz günlerde Andrei Kirilenko'nun 3 yıllık kontrat imzalayacağına dair söylentiler çıktı.Hala doğrulanmış ya da yalanlanmış olmamakla birlikte kuvvetli bir söylenti olma niteliğini hala koruyor bu ihtimal.

D-Will & AK47 ikilisini bir arada düşününce benim aklıma ister istemez Jazz'in bir kaç sezon önceki play-off günleri geldi.Şu an boşta olan Mehmet OKUR'un da New York'ta bir evi olduğunu anımsayıp kendisine '' Jazz triosu geri döner mi,bakarsınız Sloan da gelir? '' diye sordum. '' Olabilir. '' dedi.

NBA'de takım tutabilen biri olamadım hiç,ancak Nets şimdilerde favorim oldu.Olur da Mehmet de oraya giderse, o vakit 2000'lerin başındaki Pistons furyamın ardından yeniden bir NBA takımını tutmanın vakti geldi demektir.

Fanatik Basket'teyim !



Basketbolu ve NBA'i sevmeye başladığım,henüz çocuk sayılabileceğim yıllarda elimden düşmezdi.Onu okuyarak büyüdüm,bugün hala önünde saygıyla eğildiğim usta kalemlerle o sayfalarda tanıştım.

Şimdi o sayfalarda yazmak,bana da nasip oldu.

Önümüzdeki haftadan itibaren, NBA'e ilişkin yazılarımla Fanatik Basket'te yer alıyor olacağım.

Allah'a şükürler olsun ki, böyle bir mutluluğu ve gururu bana yaşattı. Bununla birlikte bu sorumluluğu ve sevinci bana layık gören başta Burçin BADEM olmak üzere herkese çok çok teşekkürler.

Salı günü,arka sayfada NBA Play-off'ları temalı satırlarda görüşmek üzere.


Ahmet Melik SUBAŞI
ahmetmeliksubasi@gmail.com
@ahmetmsubasi

29 Nisan 2012 Pazar

FIBA Euochallenge şampiyonu Beşiktaş Milangaz !!!



Her şeyden önce bir Beşiktaş'lı olarak şunu dürüstçe itiraf etmeliyim ; Bu kupa için kadro itibarıyla biraz fazlayız.Olmamız gereken,hakettiğimiz platform EuroCup'tı,gönlümüzde ise EuroLeague yatıyor.Özellikle Galatasaray - Oktay Mahmuti ikilisinin bu sezon yaptıklarını izleyince aynı şeyi Beşiktaş - Ergin Ataman ikilisi için düşünmemek elde değil. 1-2 gömlek üstün olduğumuz rakiplere karşı oynadık,bu bağlamda kupanın dengi rakiplerimiz için üzülmedim değil,ancak öyle ya da böyle bu kupa Avrupa bazında basketbolun üç kupasından biri.Türkiye'ye getirilmiş olması mutluluk ve gurur verici. Her şeyden önce başantrenörümüz Ergin ATAMAN ve ekibine,oyuncularımıza,takımda emeği olan herkese,taraftarlara ve tüm Türk Basketbol'una sonsuz teşekkürler.Bu gurur,bu sevinç hepimizin.

Bu kupa, 1996'da Efes Pilsen'in kazandığı Koraç kupasının ardından Türkiye'nin Avrupa kulüpler bazında kazandığı ikinci kupa. Bu açıdan bakıldığında çok ama çok kıymetli bir zafer. Bu yılki Beşiktaş Milangaz'a da yakıştı doğrusu. Türkiye Kupası'nın ardından EuroChallenge pek bir şık oldu.Erceg,Hawkins,Bonsu,Kemp,Arroyo gibi karakterlerle birlikte Türk Basketbolu'nun önemli isimlerinden Ergin ATAMAN'a da pek yakıştı açıkçası.

Tekrar tebrikler. Takımımız yarın (30 Nisan 2012) 13.30'da İstanbul Atatürk Havalimanı'na inecek ve üstü açık takım otobüsüyle karşılanacak.İlgilenenlere duyurulur.

Aynı gün ikinci bir Avrupa zaferini de tekerlekli sandalye basketbol takımımızla kazandık.Hoş o dev yürekler renk-kulüp ayırt etmeksizin bizi uluslararası zaferlere pek bir alıştırdılar ama her defasında daha mutlu,daha gururlu oluşumuz bir yana müzemize bir kupa daha getirdiler. Onlara da kocaman bir tebrik buradan ...




27 Nisan 2012 Cuma

NBA Play-off ilk tur eşleşmeleri analizi



Chicago Bulls - Philadelphia 76ers

Tahmin : 4-2 Bulls

Sezonun ilk yarısında Doğu'da fırtınalar estiren Sixers All-star arasından sonra girdiği duraklamayla Play-off'ta son sıraya kadar düşmüştü.Sezonun ilk evresinde benzeri bir ivme gösteren Pacers'ın Doğu'yu 3'üncü,tüm NBA'i de 5.sırada bitirdiği düşünülürse ivme itibarıyle Sixers'ın tutulduğu durum daha net anlaşılabiliyor.Yine de play-off öncesi yeniden toparlanma belirtileri gösterdiler ve 7.sırada bitirip Heat'le eşleşmeye tercih ettikleri Bulls eşleşmesi için 8.sıradaki yerlerini aldılar. Heat'le eşleşmek istemediler keza klasik basketbol tabiriyle Heat kendilerine ziyadesiyle ters gelen bir takım.Bulls'a karşı sürpriz şansları daha yüksek.

Bulls ise Rose'un ve Deng'in sakatlıklarıyla süregelen form düşüklüğünü güçlü bir duruşla yeniden yukarıya doğru doğrultmak durumunda.Bu bağlamda onları bugün NBA'in en çok galibiyet alan ve Doğu'nun tartışmasız final adayı yapan şeye, yani savunmaya tutunmak durumundalar.

Kılıçların çekildiği play-off'ta, Bulls'un müdaafaayla ortaya koyduğu korkunç yüzünü yavaş yavaş göstermeye başlayacağını düşünüyorum.Sixers hücumda zorlanacaktır.

Normalde tahminim 4-1 şeklindeydi ama Rose ve Deng'in arada bir nüksedip onları zorlayan sakatlıklarının play-off'ta baş gösterme ve onları kenarda tutma ihtimali ikinci bir Sixers galibiyeti çıkarttırdı bana.

Boston Celtics - Atlanta Hawks 

Tahmin : 7'inci maçı alan kazanacak.

Tahminde de göründüğü üzere, Doğu'da ilk turun en keyifli en çekişmeli serisi olmaya en elverişli eşleşme bu. Celtics veteran oyuncularına ve süper oyun kurucusu Rondo'ya güveniyor ancak Ray Allen'ın sakatlık problemleri devam ediyor ve bugün (Cuma gecesi) hala idmana çıkmadığına dair tweet'ler okuyoruz.Daha kötüsü şu ; Celtics normal sezonu ligin en kötü ribaund alan 1-2 takımından biri olarak tamamladı.Bu da Hawks'ın Horford ve Zaza'dan yoksun olduğunda ne yapacağı sorunsalı konusunda Atlanta ekibinin yarasına merhem olacak bir avantaj teşkil ediyor.

Hawks da arka alandaki dinamik ve tecrübeli oyuncularının yanı sıra sonradan bitme oyun kurucusu Jeff Teague'e güveniyor. Normal sezonda Ray Allen'ın üzerinden yaptığı smacı hala unutmuş değilim,Ray Allen de unutmamıştır herhalde.

Mental düşündüğümde '' Celtics alır, bu veteranlar son yıllarıda kolay pes etmezler '' diyorum, Fiziksel düşündüğümde de '' Hawks çok daha diri, çok daha kuvvetli,ezip geçerler. '' diyorum.

Duygusal düşündüğümde de Hawks alacak gibi hissediyorum ama, dediğim gibi her türlü gelişmeye açık bir seri.İlk maç oynandıktan sonra biraz daha netleşir manzara.

Indiana Pacers - Orlando Magic

Tahmin : 4-1 Pacers

Öyle ya da böyle, yaşanan tüm sıkıntılara rağmen Van Gundy'nin ekibi muazzam bir grafik koydu ortaya ve zorlu konferansta kendilerine 6.sıradan play-off bileti kaptılar.Ancak play-off öncesi SVG ve Howard arasında yaşanan gerginliğin üzerine bir de olabilecek en kötü senaryo gerçekleşti ve Howard sakatlandı.Play-off'lar boyunca da oynayamayacak.Tüm takımın, oyunun her iki yönünde de Howard'ın üzerine kurulduğu düşünüldüğünde Magic'in ilk turdan havlu atması olası gözüküyor. Hani boya reklamı var ya, onun gibi.Magic'ten Howard'ı alın, geri neyi kalır ki ?

Daha beteri Glen Davis'te de sakatlık var ve oynarsa da çok zorlanarak oynayacak.Zaten size olarak NBA'in en iyi ve en iri takımlarından biri olan Pacers'ın işi, Howard'ın yokluğuyla çok çok daha kolaylaştı.

Magic'in tecrübesi en fazla 2 galibiyet vaad ediyor, o da çok iyi bir yüzdeyle atarlarsa.Onun dışında Barbosa'yı da sezon ortasında takviye ederek bench'ini güçlendiren Pacers'a karşı bana sorarsanız süpürülmeye dahi adaylar. 

Miami Heat - New York Knicks

Tahmin : 4-2 

4-2 yerine ayıkla pirincin taşını yazasım geldi. Elbette Heat vurup geçecek ama suyu fazlasıyla bulandıran enteresan parametreler var.Örneğin Heat'e en çok ters gelen şeylerden biri hareketli uzun unsuru. Knicks'te bunu yapan iki büyük parça var.Amare ve Chandler.Bunun üzerine son 1.5 ayda NBA'in en iyi dönemsel normal sezon performanslarından birini ortaya koyan Melo'nun boyalı alanda gösterebileceği etkinlik konulduğunda Heat'in bir sürprize mahal vermemek adına bu hususa eğilmesi gerektiği gerçeği çıkıyor.Knicks New York'un takımı olabilir ancak son 11 yılda play-off galibiyeti olmayan bir takım.Söylerken bende bile bir hırslanma oldu,Mike Woodson'un göreve gelişinden sonra oynadığı 23 maçın 17'sini deviren Knicks ve bu süreçte insanüstü bir peformans göstererek CP3'le birlikte NBA'de ayın oyuncusu seçilen Melo bir çoğumuza imkansız gelen turu çok ama çok isteyecektir.

Ancak turu isteyen yalnızca Melo ve ekibi değil. Lebron James bu sezon öyle bir performans gösterdi, öyle rakamlar ortaya koydu ki, play-off'un ilk turunda elenmeyi ya da zorlanmayı bırakın, finalde kaybetmeyi bile düşünemiyor.Yüzük konusunda son derece kararlı, yeni bir Karl Malone vakası olmama adına çok ama çok istekli.Ekürisi Wade iyi durumda, Bosh iyiden iyiye geçen yıl ellerinden kaçırdıkları büyük balık için pusuda.

Knicks'te Lin'in eksikliği can sıkıcı.Keza Baron Davis seri boyunca uzun süreler verip güvenebileceğiniz bir halde değil.Mike Bibby nispeten daha iyi ama play-off'ta tur atlamak söz konusu olduğunda Jameer Nelson'un Magic'e verdiğinden farklı bir şey vermesi de sürpriz olur gibi.Geriye de bir şey kalmıyor zaten.Heat Lebron'u hem bir skor makinesi hem de statik hücumlarda katalizör gibi kullanırsa ( assist ortalaması itibarıyle bir çok yıldız statülü oyun kurucudan daha iyi rakamlar elde etmiş durumda LBJ ) Knicks'in bu zaafı iyice kendini gösterecektir.

Normalde 4-1 düşünüyordum ama Knicks'in yakaladığı ivme,play-off konusundaki açlıkları ve arzuları,Heat'in hareketli uzun zaafı ikinci bir galibiyet ihtimali doğurdu gibi.Bir de tabi NY eksenli muhtemel yeniden doğuş temalı esintilerin vereceği mental etki var.

Ha yazmışken bir son dakika gelişmesi de ekleyeyim, Tyson Chandler grip sebebiyle ilk maçta forma giyemeyecek.

4-1 biteceğini bile bile,biraz da duygusal olarak 4-2 diyorum.

 San Antonio Spurs - Utah Jazz

Tahmin : 4-0

Spurs muhteşem bir sezon geçirdi. Krizi fırsata çevirmeyi bildiler.Yoğun programlı sezon,veteranların üzeirne kurulu bir iskeleti olan bu takım için NBA'in en iyi rotasyonunu kurma fırsatı oldu ve Popovich de bunu çok iyi sezimseyip kullanmasını bildi.Bu sayede alternatif beşlerin her biriyle sahada arzu ettikleri minimum verim düzeyini her daim korumasını bildiler.Genel çerçevede oyun kimliklerini ve yapılarını da çok iyi analiz etmiş olmaları onlara hücumda büyük başarı temin etti ve bugün ligi en çok sayı atıp en fazla sayı farkı marjını yakalayan takım olarak bitirdiler.Batı konferansını da birinci sırada tamamladıkları düşünülürse, bunun haricinde benim de şahsim fikrim itibarıyle NBA'de normal sezonun en iyi takımıydılar. Hani bugün futbolda Galatasaray'lılar diyor ya, play-off olmasaydı şampiyon bizdik diye.Herhalde NBA'de böyle dir durum söz konusu olsaydı Spurs'ü şampiyon ilan edebilirdik.En azından Batı konferansında...

Eşleşmeye gelince,Spurs'ün süpürebileceği kanısındayım.Her şeyden önce arka alan oyuncuları itibarıyle Jazz'den çok ama çok üstünler.Dahası bu oyuncuların her biri çok dengeli sürelerle benzeri rolleri kendi oyun karakterleriyle üstlenip hakkından gelmesini biliyorlar.Jazz ise bu konudaki eksikliğiyle göze batan bir ekip. Spurs'ün kısalarla hızlı hücumlar üzerine kurulu bir sistemi var,her arka alan oyuncuus sistemin dışına çok da çıkmadan kolaylıkla insiyatif alıp skora gidebiliyor.Bu açıdan bakıldığında Jazz'ın sırf geriye koşmadan mütevellit yaşaması muhtemel müdafaa sorunları dahi şimdiden alarm sinyallerini öttürüyor zaten Salt Lake City adına.Bir de bunun üzerine üç sayı çizgisinin gerisindeki etkinliğini ortaya koyarsa Spurs,süpürmemeleri işten bile değil.

Son olarak ; Enes Kanter'in NBA'deki ilk sezonundan play-off oynayacak olması güzel.Geçtiğimiz ay içerisinde Cavs'ten ayrılma kararı alan Antawn Jamison 10 yılı aşkın NBA kariyerinde yalnızca 1 kere oynayabildi o play-off'u. Böyle de kıymıetli bir şey.Tebrikler Enes.

Oklahoma City Thunder - Dallas Mavericks 

Tahmin : 4-1

4-1 dedim ama süpürme ihtimali de var Thunder'ın.Çok avantajlı bir eşleşme elde ettiler ve fiziki yapıları itibarıyle de ters geliyorlar Mavierkcs'e.Kidd,Carter,Nowitkzi,Marion gibi belli yaşı devirmiş oyuncularından bir şeyler bekleyen Mavs bir yana,Westbrook-Harden-Durant gibi oyuncularıyla 28 metrelik sahayı hallaç pamuğu gibi atan Thunder bir yana.Mavericks'i geçen sene şampiyon yapan derli toplu ve istikrarlı hücum grafiğinden eser yok.Hatta tam aksine çok daha düzensiz ve istikrarsız gidiyor hücum.Savunmada ise zaten kaybedilen Tyson Chandler gibi bir parça var,savunmayı derleyip toplayan oydu.Onun gidişinden sonra eskisi gibi olmadılar, olamazlar da.E hücumu desen Kidd toparlıyordu ama o da kötü bir sezon geçiriyor.Saha dışı faktör olarak takıma büyük katkı vermesi beklenen Fisher'ın da katacağı tecrübeyle Thunder NBA finaline giden yolda ilk adımını çok sağlam atacaktır diye düşünüyorum.Geçtiğimiz yılın intikamı mottosu bir yana,Mavericks'in NBA'de zaman zaman süregelen '' Geçtiğimiz yıl şampiyon olup bu yıl ilk turdan elenme '' lanetine tutulması aksi mucize olur diyebileceğimiz kadar yüksek bir ihtimal.

Los Angeles Lakers - Denver Nuggets 

Tahmin : 4-2

Enteresan bir eşleşme olduğu aşikar.Keza Nuggets NBA'in en çok skor üreten takımı,bunu da devamlı tempo yaparak elde ediyorlar.Asla statik hücum etmiyorlar.Tipik run&gun.Bu oyun sistemi haricinde düşünüldüğünde Nuggets play-off yapması dahi zor bir takıma dönüşebilir.Örneğin NBA'de ''Savunma ribaundunu alan takım 8 saniye boyunca rakip yarı alana geçemez '' gibi bir kural olsa, Nuggets belki play-off dahi yapamayabilir.Öte yandan Lakers da çok statik hücum yapan bir takım.Boyalı alana ikiz kulelerini yerleştirip etrafında Kobe'nin fır döndüğü, Artest'in (Metta World Peace,hasbam...) dirsekleri savurduğu ve bu döngüde oyun kurucunun ''Kime servis etsem ... '' diye düşündüğü bir takım desek abartı olmaz.Sezonun ilk yarısında bu konuda büyük sıkıntı çektiler keza özellikle müdaafaada sırım sırım sırıtan bir oyun kurucu açığı vardı.Şahsi kanaatimce sezonun en ''cuk oturan'' takas hamlesini yaparak oraya Cavs'te amaçsızca koşturan Ramon Sessions'u oturttular ve o da oynadığı süre boyunca elde ettiği 13 sayı 7 assist dolaylarında rakamlarla adaptasyonu ne kadar çabuk sağladığına dair işaretleri gösterdi.Blake'le de iyi birer back-up oldular birbilerine.

Lakers'ı şampiyonluk için, özellikle Ramon Sessions'un katılımından sonra ağır bir favori olarak görüyorum.Kobe Bryant'ın son maça çıkmayarak sayı krallığını (istese çıkıp 40'ı sallardı kolaylıkla) dahi umursamayışı şampiyonluğa ne kadar odaklandığını gösteriyor.Yüzükle mi besleniyor nedir bilemiyorum ama ,bu adam bu yüzüğü yine yeni yeniden çok ama çok istiyor.

Bu bağlamda turu geçen taraf Lakers olur.Kaç maç fire vereceklerine, Nuggets'a tanıdıkları tempo fırsatı karar verecek.Colorado ekibinin de kolay pes etmemek adına en azından sahasında oynadığı maçlarda dinamizm gösterebileceğini düşünüyorum.1 ya da 2 maç kazanırlar, MWP'nin yokluğu,Barnes'ın sakatlık durumundaki belirsizlik ve Lakers'ın genel nabız grafiği itibarıyle tercihimi iki galibiyet olarak belirledim Nuggets adına.Belki 1 hatta 0 dahi olabilir ama Lakers Kobe'nin şu demeçte söylediği gibi ter atıp geçecektir :

Muhabir : - Do you think this is a championship team?
Kobe : -We are.

Memphis Grizzlies - Los Angeles Clippers

Tahmin : 4-2 Grizzlies.

İlk turun en çekişmeli eşleşmesi olması muhtemel eşleşmede Grizzlies adına sevindirici gelişme Zach Randolph'ten geldi.Tecrübeli uzun dizindeki dizlikten de kurtuldu ve artık çok daha aktif durumda.Tam zamanında yetişti desek yeridir.Grizzlies neredeyse tüm sezonu o olmadan oynadı ve buna rağmen zorlu yarışı hedeflediği noktada tamamladı.Şimdi onun da eski performansına yeniden kavuşmuş olması, Los Angeles'ın ikinci takımı olmaktan kurtulmak isteyen Clippers'ı ilk turda saf dışı bırakmaya yetebilir.Keza tüm sezon üzerine binen yükle hayli yorulan Gasol de Randolph etkisiyle rahatlayıp etkili bir seri çıkarabilir.Bu ikili Clippers ikilisine nazaran (Jordan-Griffin) fundamental olarak çok daha üstün.Yanlarına da Marreese Speights gibi bir entegre geliyor ki bu da kritik bir nokta.Grizzlies adına artı haneye yazılabilecek etkenlerden biri de ligin en iyi dış savunmacılarından biri olan Tony Allen'a sahip olmaları ve Conley'in nihayet beklenen düzeyde oyun kurma istikrarı yakalaması.

Clippers cephesinde ise öncelikle değinilimesi gereken şey Chris Paul.Tüm NBA'in tüm rakamlar kullanılarak çıkarılan verimlilik listesinin zirvesinde yer alan oyunculardan biri genç oyun kurucu.Play-off,Ulusal takım maçları gibi organizasyonlarda onun ortaya koyduğu konsantrasyon ve bu konsantrasyonun oyun düzeyini 1-2gömlek daha yukarıya taşıması şüphesiz eşleşip eşleşebilecekleri tüm takımlar için dikkat etmek adına birincil öncelik.Bunun haricinde arka alanda sezon boyu arzu ettikleri verimi alamadılar.Dediğim gibi uzunlar da fundamental itibarıyle biraz zayıf kalacak eşleşmeye nazaran. Normal sezonun son günlerinde saha avantajını cebine koyan Grizzlies'in 4-2 geçerek Spurs'le oynayacağı rövanşı bekleyeceği kanısındayım.

 

Herkese şimdiden keyifli seyirler.

Ahmet Melik SUBAŞI
ahmetmeliksubasi@gmail.com
@ahmetmsubasi

Play-off ateşi yansın !



NBA'de play-off tablosu bu şekilde. Serilere ilişkin geniş yorumlar içeren yazımı da bu gece yazmayı planlıyorum.Şimdiden şunu söyleyeyim ; Doğu'da Hawks - Celtics , Batı'da da Clippers - Grizzlies unutulmaz ilk tur eşleşmelerinden olmaya aday.

Meşale yansın, gerçek NBA başlıyor !

Bu da TNT'nin günlerdir beni ekrana kilitleyen NBA Play-off tanıtım videosu ;


Arizona'da günbatımı






Bu blog ya da twitter üzerinden basketbola dair yazmaya çalıştığım şeyleri az çok takip eden biriyseniz bendeki Steve Nash hayranlığını bilirsiniz. Bu bloga ilk kez tıklayan biriyseniz dahi görebilirsiniz keza aşağı yukarı blog için kullandığım tüm logolarda (evet,hepsini kendim yapıyorum.) Steve Nash figürü mutlaka vardır. 

Yaşım ilerledikçe (ki hala 26 yaşındayım,böyle de bir durum var) bu tip adamlara daha çok saygı gösteriyorum. (Mesela hollywood'da da geçen the vow'da seyrettiğim Channing Tatum'a ve formuna saygı duyarım, ancak neredeyse babası yaşında olup bembeyaz bir kas kütlesi olarak kalmayı başaran Hugh Jackman'a duyduğum şey saygıdan çok daha öte) Sportif manada hala diri sayılırım,örneğin 26 yaşına gelip göbek saldıktan sonra '' Ah beni 20'yken görecektiniz '' diyenlerden değilim çok şükür, hayli aktifim ancak bazen 20'imdeyken yaptığım idmanları düşününce '' Bugün olsa yapabilir miyim ki yahu? '' diye tereddüde düşmüyor değilim.

38 yaşında bir adamın play-off'u son maça kadar kovalaması,istemesi, alamamasına rağmen bir yana, aldığında neler yapacağı da tecrübeyle sabit.

Bu klasik ifadeyi bu defa abartı ya da alışılageldik manasıyla söylemiyorum, ciddiyim : Heykeli dikilecek adamdır Steve Nash.

Normal sezonun ikinci yarısında Nash 3 yıl daha basketbol oynayacağını söyledi. Bu yaz sona eren kontratı akıllara geldiğinde 13 yıllık kariyerinin 10 yılını geçirdiği Suns'ta mı yoksa başka bir takımda mı devam edeceği merak konusuydu.Bunu da biraz play-off'a ve takımın geleceğine endeksledi tecrübeli maestro.Suns'ın normal sezonun sondan bir önceki maçında play-off'un son biletini Jazz'e kaptırmasıyla da Suns defterini kapatmış oldu.

Görüntülerde Suns için sezonun son maçından kareler görüyoruz.Bunlar çok yüksek ihtimalle de Steve Nash'in üzerine yapışan Suns formasıyla geçirdiği son dakikalar.Keza bir çoğumuzun da takdir ettiği üzere NBA'de şampiyonluk yüzüğünü onun kadar hakeden çok az sayıda oyuncu var. En zorlu pozisyonlardan biri olan oyun kuruculuk pozisyonunda lig tarihine damgasını vuran, profesyonelliği layıkıyla taşıyan bir basketbol yıldızından ötede sosyal kişiliğiyle de herkesin sevgi ve saygısının kazanan bu kahraman, kariyerinin son demlerinde kendisi kalibresindeki bir çok yıldız gibi mütevazı bir kontrata şampiyonluk kazanabileceği bir ekibe gitmek istiyor, Suns'ın bugünkü kadrosuna bakıldığında hayli de haklı sayılır. Bu kadroyla batıyı 9.sırada bitirebilmeleri bile takdire şayandı.


Ben Nash'e de, Nowitzki'ye de, Mavericks'e de basketbol ve NBA'le iyiden iyiye haşir neşir olmaya başladığım lise çağlarımda vuruldum. Finley'le beraber oluşturdukları süper üçlüyle NBA'in tozunu atıyorlardı.Dirk hayranlığım da aşikardır ( ki o da logolardaki yerini hep koruyor ) ancak Nash benim için hep bambaşkaydı.

Aklımdan geçmiyor değil, '' Yeniden Dallas mı ? '' diye ama, bakalım ... Bekleyip göreceğiz.

Her nereye gidersen giderse gitsin, gözüm yine onda olacak. 13 numaralı o turuncu formaya da bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da gözüm gibi bakacağım.

Evladıma mirastır, evvelallah.

Ahmet Melik SUBAŞI
ahmetmeliksubasi@gmail.com
@ahmetmsubasi

21 Nisan 2012 Cumartesi

Basketbrawl



Allen Iverson'la ilgili bir belgesel izlerken aklıma NBA'in efsane draft'lerinden 1996 NBA Draftı (ki bence bir belgesel konusu da budur) geldi.Son sırasına kadar şöyle bir göz attım ve Ülkerspor'un (Fenerbahçe'yle birleşmeden önce) kadrolarından aklımda kalan iki isim gördüm ; Eftihimos Rentzias ve Joseph Blair. Bir de Efes'le izlediğimiz Marcus Brown var tabi. Üçünü de dün gibi hatırlıyorum.

Her neyse,neden sonra vikipedia'yı kurcalarken Joseph Blair ismine şöyle bir tıklayasım geldi ve bu olaya rastladım.

Detaylı bir videosunu henüz bulabilmiş değilim ancak bu kısa videoda da olayın ne şekilde olduğu görülebiliyor aslında.

Bu '74 model kocaoğlan,2008'de Rusya Ligi'nde top koştururken, Saint Petersburg - Lokomotiv maçı esnasında bir kavga çıkarıyor.Anladığım kadarıyla takımlar zaten gergin,patlamaya hazır bomba gibi.Pimi de Blair çekiyor.

Bu kavga sonucunda tam 16 kişi oyundan diskalifiye ediliyor ve maç 4'e 4 devam etmek durumunda kalıyor.Bunu hiç düşünmemiştim.Mesela futbolda 5'inci kırmızı kartı görüp 6 kişi kaldığınız an maçı hükmen kaybedersiniz ancak basketbolda demek ki böyle bir şey yok.Oyunun kuralı olan 5'e 5 oynanır maddesi böyle istisnai bir sebepten geçerliliğini kaybettiğinde dahi maç tatil edilmiyor.Ya da Rus hakemlerde sıkıntı var bilemiyorum ancak bu maç 4'e 4 ve devamında da 3'e 3 devam edip tamamlanmış.

Blair zannediyorum şimdi emekli olmuştur.Biz onu bonus saçlarıyla 2002-03 sezonunda Euroleague'in normal sezon MVP'si olmasıyla hatırlıyoruz ancak görünen o ki Blair kariyerinin sonlarına doğru saçları kazıtıp inceden devreleri yakmış.

Bu da rast geldiğim güzel bir anekdot oldu,paylaşayım istedim.

Herkese iyi geceler,iyi pazarlar.

17 Nisan 2012 Salı

Öldüren Şüphe (Basketball edition)



Haftasonu oynanan maçlar ve çıkan olaylar,konuşulan çirkin sözler gösterdi ki şu yazımda değindiğim öldüren şüphe malesef basketbola da sıçramış.

Hadi futbol neyse de ,basketbol daha centilmen,daha samimi,camiası kendi içinde daha ufak bir spor.Ne oldu da bu hale geldik diye sormalı.

Değerli dostum, bu yolda silah arkadaşım Anıl AKSAÇ, Salsabasket'teki şu yazısında her şeyi detaylıca anlatıyor bu haftasonu olup bitenleri.Ligi ve sosyal medyayı takip ediyorsanız sizler de az çok biliyorsunuz zaten.

Peki ya ne oldu?Koparılan tüm bu yaygaranın en ufak bir zerresi bile haklı çıkmadı. Ne Aliağa bu komplo teorilerinde bahsedildiği gibi play-off iddiasından vazgeçme pahasına kardeş takımı Olin'i ligde tutmak için maçı kasten kaybetti, ne de ligden düşmesi kesinleşmiş Bandırma Kırmızı Trabzonspor'dan nemalanarak formalite mücadelesinde bordo mavili ekibe yattı.Her iki takım da çıkıp aslanlar gibi oynayarak rakiplerini yenmeyi başardılar.

Bu iddiaları ortaya atan,tüm bu yaygaraları koparan cenah da söylediğiyle kaldı.

Kızmıyorum bu insanlara,bu öfkeye kızmıyorum.

Yapılan her şeyin bir sebebi olduğuna inanırım ben,sonuçtan çok sebeple ilgilenirim.Yine aynı yaklaşımla bakıyorum ve bu insanlar neden bu şüpheyle,bu tedirginlikle bu yaygaraları kopardılar diye soruyorum.

Cevap çok basit ; İnsanların sütten dili yandı ve yoğurdu üfleyerek yiyorlar.

Bu işin futbol ayağında Öldüren Şüphe yazımda detaylıca değindim buna. Ve malesef şimdi görüyorum ki bu pislik,bu şüphe basketbola da sıçramış durumda.

Ne rahat,ne tembel,ne üç kağıtçı bir milletiz yahu.

Balların %54'ü mısır şurubu...
Daha dün bakanlığa 117 tane zeytinyağı üreticisi fırma hakkında ihbarda bulunuldu.
Yumurta,süt ve hatta et dahi hileli,şaibeli hatta sahte.
Ülkemizde yetiştirilen meyve ve sebzelerdeki GDO gerçeği tüm dünyada yapılan araştırmalarda en zararlı ikinci şey olarak yerini aldı.Altını çizerek söylüyorum, en zararlı şeyler sıralamasında ikinci sırada yer alan madde aynen şu şekilde : '' Türkiye'de üretilen GDO'lu meyve ve sebzeler ''

Herşeyimiz hile hurda...

İnsanlar elbette ki korkuyor,şüphe ediyor ve tedirgin oluyorlar.

Sonuçtan çok sebebi acı veriyor bu işin. 

Ne vakit bu hilecilikten vazgeçip dürüstçe iş yaparız,bunu da sağlam bir kontrol mekanizmasıyla güvence altına alır bu insanlara da bunu net olarak ıspat ederiz, o vakit bu pislik de bu şüphe de ortadan kalkar.Yoksa bu dinamit hepimizin etrafında oturduğu bu kasnağın ortasında böyle tıslamaya devam ettikçe,hepimiz ha patladı ha patlayacak korkusuyla otururuz bu sofrada.

Ha patlasa da kalkmayız,kalkmayacağız,bilen bilir.

Ahmet Melik SUBAŞI
ahmetmeliksubasi@gmail.com
@ahmetmsubasi




2 Nisan 2012 Pazartesi

Bir garip akşam,bir buruk siftah ...



Bir önceki postla yaptığım duyuruda Beşiktaş'ın ve Beşiktaş'lının yeni blogu Babakartal.com'u duyurmuştum.

Bu akşam oraya ilk yazımı yazmak kısmet oldu, kendi blogumun okuyucularıyla da paylaşayım istedim. Genel manada durum,dünkü Samsunspor maçı,Beşiktaş Milangaz - Galatasaray Medical Park maçı ve Carlos Carvalhal'in gidişiyle ilgili kendimce bir şeyler karaladım. Buyrun, buradan okuyabilirsiniz.

Herkese iyi bir hafta dilerim.

Babakartal yayında !


Hayatta tanıdığım en özel,en güzel ağabeylerimden, büyük Beşiktaş'lı Ahmet GELBERİ'yle birlikte kurduğumuz Babakartal.com, bugün itibarıyle yayında.

Türkiye'de blogger'lığın hiç de akıl karı bir iş olmadığının farkındayım. Talebi olmayan bir şeyi ne kadar arz ederseniz edin, hiç bir esprisi olmayacaktır.Çok üzgünüm ama bugüne kadar gördüğüm manzara bu.Ha,blog işini büyütüp portala çevirir,günübirlik haberler köşeyazıları vs. yayınlayacak olursanız (ki bu münferitten ziyade ekiple yapılabilecek profesyonel bir iştir) bir arz talep dengesi yakalayabilirsiniz ancak bu defa da blog değil portal olursunuz.E zaten portal görevini gören bir çok site varken,tek başınıza buna soyunmak da don kişot'luktan başka bir şey değildir.

Her neyse.Demem o ki ne yazık ki bu ülkede blog okuyuculuğu yapabilecek kadar okumaya meraklı insanların sayısı,bu insanların tümü birleşip genel seçimlerde bağımsız bir adaya oy verse o adaya barajı geçirtmeyecek kadar az.

Üzülerek söylüyorum ki saatlerce kafa yorup bayıla bayıla özene bezene yazdığım bir yazıyı paylaştığımda gelen tık sayısının azlığıyla günlük nba tahminleri verdiğim günlerde gelen tık sayısı arasındaki orantı fare-fil orantısı kadar var.

Neyse,yaram derin, deşmeyeyim.

Biz babakartal.com'u kurduk. Bu ülkede Amerika'daki ya da İngiltere'deki gibi blog kültürü,blog yazarı,blog okuyucusu yoğunluğu olmadığının da farkındayız. Ama yaptık işte,yazıp çizeceğiz bir şeyler...Ben de mümkün olduğunca başta basketbol takımımız Beşiktaş Milangaz olmak üzere bir şeyler karalamaya gayret edeceğim.

Az önce de belirttiğim gibi,her şeyin farkındayız.Bir şey beklediğimizden de kurmadık bu blogu.

Öyle ya,sevinmek için sevmedik ki biz seni...

Logitech Driving Force GT kurulumu ve kullanımı



Kısa bir aradan sonra döndüğüm blogumda tasarımda bir takım yeniliklere gittim.Bu yeniliklerin ardından da insanın bir şeyler yazıp çizmek konusunda iştahı kabarıyor.E malum,blog kayıtları da arşiv olarak uzun süre blog haznesinde kalıyor.Bana çok yardımı dokunan bir konuyu,resimli anlatımıyla birlikte buraya taşıyayım istedim.Google denen nimete rağmen arayıp bulması biraz zor oldu,kullandığım bir çok yardım kaynağı arasında en çok işimi gören de donanımhaber forumunda bulunan bu anlatım oldu.Ben de bir kopyasını  buraya geçirip etiketleyelim,bulması kolay olsun istedim. 



Logitech'in Driving Force GT'sinin kullanımı, aşağıdaki kılavuzda detaylıca anlatılmış.Bir kaç rötuşla birlikte arz ediyorum. 

Bu tip bir şey almayı düşünüyorsanız da şiddetle tavsiye ederim.Gayet kullanışlı,şık ve kaliteli olmuş.Özellikle direksiyonun 900 derece dönüyor olması muhteşem.




----------------------------------------------------

Öncelikle bir kaç bilgi vermekte fayda var. Kullanacağımız bu direksiyon seti bir kaç yıl önce Logitech
firmasının çıkması muhtemel Grand Turismo 5 oyunu için piyasaya sürdüğü bir settir. Yani öncelikle play
station 3 için üretilmiştir. Ancak Grand Turismo 5 oyununun çıkması geçikince Logitech'in yayınladığı bir
yazılımla bilgisayara da adapte edilmiştir. Dikkat ederseniz zaten setin kutusuna pc ye uyumu hakkında
hiçbir bilgi yoktur. Bundan bir önceki sürüm olan Logitech Driving Force Pro seti ise bilgisayarlarda herhangi
bir yazılıma gereksinim duymadan çalışmakta idi. DFGT den farkı ise bildiğim kadarıyla 900 derece dönüş
açısının olmaması idi. Tabi ki tasarımları arasındaki farktan bahsetmeye gerek yok.



Setimizin özelliklerinden bahsetmeye gerek yok bence. Çünkü bu konu seti almayı düşümünenler için
yazılmamıştır. Seti aldıktan sonra yapmaları gereken basit seyler hakkında bilgiler içermektedir. Ancak direk
kullanımda bizi rahatsız eden bir kaç seyden bahsedebilirim. Öncelikle bu direksiyonun normal otomatik
vites ya da triptonik vites bir arabanın direksiyonuyla aynı olacağını düşünen arkadaşlarımız şimdiden
üzülmeye başlasınlar. Çünkü tek benzerlik hemen hemen dönüş açılarının aynı olması. Farklar neler mi?

1.Geri toplama özelliğini(feed back ayarlarını) açmadan direksiyonu kullandığımız da direksiyonun felekat
yumaşak olması ve bununla birlikte gelen kontrol zorluğu,
2.Açtığımızda ise direksiyonun feleket bir şekilde sertleşmesi.
(Direksiyonun sertliği ile geri toplama özellikleri birbirleri ile dogru orantılı. Yani direksiyonun sertliğini
arttırdığımızda geri toplama hızıda artmaktadır. Ters orantılı olması gerekirdi ancak bu tabi ki imkansız olurdu.
yani hiç bir direksiyon seti bize bu özelliği şimdilik saglamadı.)
3.Gaz firen pedallarının çok yumuşak olması.

Direksiyon setlerinde ev kullanıcıları için bir devrim olan Logitech G25 ve G27 setleri ile DFGT arasındaki
farklardan da bahsetmeyelim, çünkü arada yaklaşık 250 dolar gibi bir fark var. Keşke hepimizin bütçesi
yetişse de bir G27 set alsak diyecem ama... Neyse Allah daha fazla verir inşallah hepimize.

Ama G25 ve G27'de de 1. ve 2. problemler var. Bunuda unutmamak lazım.

Şimdi ayarlara geçelim.

http://www.logitech.com/tr-tr/441/4172?selectedcrid=441&selectedcid=4172&WT.z_sp=Product&osid=&bit=
adresinden gerekli yazılımı indirip kurduysanız ve setiniz pc ye bağlı ise ayarlamaya geçebilir.
Yüklediğimiz yazılım araç çubuklarına şeklinde bir çubuk ekler ve o çubuk ikikere tıklanınca karşımıza aşağıdaki menü gelir.



Bu menüde sırasıyala 'Divice'-'Game controllers' tıkladığımızda aşağda kırmızı okla gösterilen menü gelir ve
burdan da 'özellikler' sekmesi tıklanılır.



Gelen menü aşagıdaki gibidir ve buradan 'setting' sekmesini tıkladıgımızda direksiyonumuzun ayarlarına girmiş
oluruz. Aslında burası bir nevi direksiyonun kalibrasyon ayarlarının yapıldığı yerdir.



Sırası ile sekmelere bakalım.
1. Bu sekme gaz firen pedalının tek bir eksen(+x, -x gibi) mi yoksa iki farklı eksen mi(x,y gibi) olmasını
sağlar. Eyer sekmeyi işaretlerseniz oyun içinde aynı anda iki pedala da birlikte bastığınızda pedallar çalışmaz.
Sadece aynı anda bir pedala basmanızı gerektirir. Bu durumun eksisi şudur: fren pedalını bir oyunda debriyaj
pedalı olarak ayarlarsanız ara gazı veremessiniz. Artısı ise NFS oyunlarında menünün devamlı Aşağı gitmesini
engelersiniz.
2. Bu sekme direksiyonun dönme açısını ayarlar. Örneğin bu değeri 360 derece yaparsanız direksiyon gene
900 derece döner ama 360 dereceden sonrası boşluk olur. Zaten 360derece dönderdikten sonra döndermeye
devam ettiğinizde direksiyon sertleşecektir. Sadece -,+ 180 derecede ayarlarınız geçerli olur.
3. Bu sekme işaretlendiğinde direksiyonun feed back ayarlarının bir kısmını aktif hale getirirsiniz. Bu ayarlar:
yoldan gelen titresimlerdir. Ancak cok fazla işe yaramaz. Çünkü siz bu sekme yi işaretleseniz de
işaretlemeseniz de bir çok oyun kendi menüsünde bu ayarları yapmanızı ister. Dolayısıyla buradaki ayarlar
geçerli olmaz. Ama siz yinede bu ayarların herbirini fulleyin. Çünkü detaylı feed back ayarı olmayan oyunlarda
bu ayarlar geçerli olacaktır.
4. En önemli ve can alacı nokta burasıdır. Feed back olayı gerçekte bu sekmeyle devreye girer. Zaten genel
olarak amacı direksiyonun geri toplama özelliğini devreye sokmaktır. Bu sekmeyi ne kadar arttırırsanız
direksiyon o kadar sert olur ama geri toplama hızı artar. Yukardaki doğru orantı olayı budur. Bu ayarı 0
yaparsanız direksiyon kendini hiç toplamaz ve çok yumuşak olur. Buda araç kontrolünü azaltır. Şunu
söylemeliyim ki ben bu ayarı 0 yaptığımda yoldan gelen titresimlerin tamamen hissedilmez olduğunu gördüm.
Yani feed back ayarları bu sekmeyi arttırmayınca devreye girmiyor.
5. Son sekme ise benim hiç faydasını görmediğim ama anlam olarak oyuna girdiğinizde burda yaptığınız
ayarlar mı yoksa oyunun kendi ayarlarının mı devreye gireceğini seçmektir. Dediğim gibi ben hiç bir fark
görmedim açıkçası. Yani bir işe yaramıyor arkadaşlar.

Bu ayarları yaptıktan sonra 'close' sekmesini tıklayıp yaptığımız ayarları test etmek için önümüze gelen menü
de direksiyon kalibresini yapırıyoruz. Bunun için direksiyondaki tuşlara basıyoruz ve otomatik olarak direksiyon
dönmeye başlıyor. Bu işlemi her bilgisayarı açtığızda yapın arkadaşlar. Çünkü bu ayarlar direksiyonun en genel ayarlarıdır ve siz eyer burda feed back ayarlarını yapmassanız, yapacağınız oyun profillerindeki ayarlarda devreye giremez. sadece profilde yaptıgınız dreksiyon dönme açısı ve birleşik-ayrık pedal ayarları devrede kalır. Ayrıca bilgisayarı yeni açtığınızda bu ayarları yapmadan direksiyonu döndermeye çalıştığınızda
direksiyonun çok sert olduğunu görürsünüz arkadaşlar.



Sadece ayarları değiştirmek istediğiniz de ise aşağıdaki menüden de bu ayarları yapabilirsiniz.



Şimdi geldik oyun profilleri oluşturmaya. Burada oynuyacağımız herbir oyun için ayrı ayrı profil
oluşturabiliyoruz. Bu sayede gireceğimiz her oyun için ayrıca ayar yapmamız gerekmiyor. ilk başta bütün oyunlar için
ayrı ayrı ayar yapıyoruz ve daha sonra bir daha ayar yapmamız gerekmiyor.
Öncelikle aşağdaki ressimden 'new' sekmesine tıklıyoruz ve gelen menüden de 'browse' u tıklıyoruz.



Burdan gelen menüden de oyunun exe dosyasını seçiyoruz ve yeni gelen ekranda oyunun simgesini tıklayıp
yukarıda bulunan 'new game' yazısını silip, kendiniz bir isim giriyorsunuz.



'ok' i tikladığınızda artık oyun profili oluşmuş oluyor. Gelen menüde sol üs köşedeki 3. sekmede oyuna bir
adet kısa yol atılıyor. Bu kısa yol tıklandığında direk yapacağımız ayarlarla oyuna girmiş oluyoruz.



Şimdi sıra profilimizi ayarlamaya geldi. öncelikle edit sekmesi altında 'sipesifik game setting' i tıklıyoruz ve
gelen menüden ayarları yapıyoruz(yukarda neyin ne olduğundan bassetmiştik).



Bir sonraki aşamada direksiyon ve pedalların duyarlılıklarını ve ölü bölgelerini(dead zone) ayarıyoruz. Bunun
için aşagıdaki menüyü takip ediyoruz. Bu bölüm aslında önemli ama hiç dokunmasakta bir sey olmaz. Çünkü
bizim değiştirmeden bırakacağımız ayarlar zaten olması gerekenin en iyisi. O yüzden ayarlamaya gerek yok.
Ama siz oynadığınız oyunda pedallarda boşluk falan hissederseniz yinede buraya bi bakın. Sizden habersiz
birisi ayarları değiştirmiş olabilir.


Arkadaşlar normalde bağzı oyunları hatta bütün oyunları setin üzerindeki tuşlarla kontrol etmek imkansız. Ama
bu yazılım sayesinde bu duruma kısmen de olsa çözüm getirilmiş. Şöyle ki klavye üzerindeki bütün tuşları ya da
mouse üzerindeki düğmeleri setin üzerindeki düğmelere yönlendirebiliyoruz. Dolayısıyla oyunların menüsünde
klavyeye dokunmadan gezine biliyoruz. Kısmen dedim. Çünkü bağzı oyunların menülerinde mouse
hareketleriyle gezinmemiz gerekiyor(similasyon oyunları). işte bunun çözümünü ben bulamadım. Galiba bu
yazılımda da yok sanırsam .
Aşağıdaki resimde ben direksiyon üzerindeki sol arka düğmenin nasıl mouse un sol tuşu yapılabildiğini
gösterdim. Gösterilen sekmenin üzerine tıklamak yeterli.



Ancak klavye üzerindeki tuşları atamak aynı şekilde basit değil. Bunun için öncelikle klavyedeki tuşları kaydı
yapılması gerekiyor. Bu işlem biraz karışık gibi ama umarım anlatabilirim. Ben ilk olarak direksiyon
üzerindeki yön tuşlarının(POV) klavye üzerindeki yön tuşlarına nasıl atandığını göstereceğim. Aşağıdaki
resimde görüldüğü gibi önce sağ üsteki POV sekmesini sonra sırasıyla 'select assigment... ' ve 'new pov' sekmesini
tıklıyoruz. Gelen menüden 'edit' sekmesini tıklıyoruz.



Son olarak karşımıza gelen menüden 'new kaystroke' u daha sonrada gelen yeni menüden de 'record' u
tıklıyoruz.


'record' u tıkladıktan sonra klavyedeki üst yön tuşuna basıyoruz ve 'stop' diyoruz. Artık klavyenin üst tuşu
yazılıma kaydedilmiş oldu. Sıra bu kayıdı direksiyondaki üst ok tuşuna aktarmakta. Bunun için 'stop' dedikten
sonra ekrandaki 2 menüyü ok leyip aşağıdaki ressimin sağındaki menüye geliyoruz.



Bu menüdeki N ile gösterilen sekmeyi tıklıyoruz ve 'no asigment' ı tıklayıp altındaki 'keystore up' sekmesini tikliyoruz



'ok 'diyoruz ve böylelikle artık direksiyonun üst yön tuşu klavyenin üst yön tuşu olmuş oluyor. Bu işlemleri
sırasıyla diger yön tuşları için de yaptığımızda işlemimiz tamam olmuş durumda. Görüldügü üzere artık ana menünün sağ üst köşesinde 'POV 1' değil artık 'New Pov' yazmakta. Bu durumu eski haline getirmek içinse yapmamız gereken tek şey 'New Pov' u tıklayıp alltan 'restore default' sekmesini tıklamak.



Arkadaşlar diğer tuşlar için de aynı şeyleri yapıyoruz. Ancak ben kolaylık olsun diye size şöyle anlatacağım.
Öncelikle klavyenin atanacak bütün tuşlarını baştan bir kere yukardaki record olayıyla (herbir tuş için ayrı ayrı record yapılacak) kayıt ediyoruz bunun içinde aşağıdaki resimdeki sekmeden record menüsüne giriyoruz ve
kafamızdaki tuşları ayrı ayrı kaydediyoruz.



En son tuşu kayıt ettikten sonra ok dedigimizde ekrandaki menü aşağıdaki gibi olacak. Sizin menünüzde
hangi tuşları kayıt ettiyseniz onlar yazacaktır.



Bu işlem den sonra artık atama işlemi yapabiliriz. Bunun içinse önce kullanacağımız set üstündek tuşun üstüne tıklıyoruz ve oradan 'select keystoke' deyip istediğimiz tuşu seçiyoruz. Ben aşağıdaki button 1
düğmesini klavyedeki boşluk tuşuna atamışım.



Bu sayede arkadaşlar artık istediğimiz klavye tuşunu direksiyonun üstündeki tuşlara atıyoruz ve sıdandart bir
bilgisayar masasında direksiyonu bağladıktan sonra kayıp olan klavyeye uzanmamıza gerek kalmıyor.
Böylelikle ayar işlemlerimizi bitirmiş oluyoruz.

Bundan sonra yapacağımız diğer oyun profilleri işinde aynı işlemleri yaptığımızda artık ana menümüzde
aşağıdaki şekilde olacaktır. Profilleri seçmek için ise sadece 'select game' sekmesini tıklamak yeterlidir.



Şimdi bu ayarların bilgisayarın neresinde saklandığına bir bakalım ki format mormat olayı olduğu zaman bir daha
ayar yapmamıza gerek kalmasın.


Evet arkadaşlar ayarlarımız yukarıda gösterilen klasörde XMT uzantılı dosyalar halinde saklanmaktadır. Bu
klasörü saklamakta yarar var(Bu klasör gizli klasördür arkadaşlar haberiniz olsun. Ayarları tekrar devreye alabilmek için lojitech programının kapalı olması gerekir, koruma klasörünü gerekli adrese yapıştırdıktan sonra programı çalıştırın).

Bu yazılım sayesinde direksiyonun ayarlanabilirliği bu kadar arkadaşlar. Bunun dışında proğramda olan diğer şeyler hakkında bir bilgim yok. Herhangi bir oyuna girmeden direksiyonu bu kadar ayarlayabilirsiniz. Geri kalan bütün ayarlar oyunların kendi menüsünden yapılır. Yani hangi tuşun ne işe yarıyacağını oyunun içinden ayarlarsınz.

-------------------------


Anlatanın ağzına eline koluna emeğine sağlık.Bu kılavuzla zor gibi görünen ayarları kolaylıkla yaptım.Eğer PC'nizin HDMI çıkışı varsa aman sabahlar olmasın.Şimdilik German Truck Simulatör,GRID,Test Drive ve Need For Speed serileriyle meşgulüm,