2 Ağustos 2012 Perşembe

Yılın maçı !



Aslında bu yazıyı bir kaç saat önce, yani az önce 156-73 gibi fantastik bir skorla biten ABD - Nijerya maçından önce yazmayı düşünüyordum. Keşke o zaman yazsaymışım, şimdi bilgisayar oyunlarında bile zor ortaya çıkabilecek şu skorun doğurduğu fantastik rekorlar ve istatistikler kafamı karıştırdı. Yılın maçı bence budur. Gerçi konumuz NBA ama, budur yani. Amerika bu maçla olimpiyatlarda bir maçta atılan toplam sayı (156), bir maçta kaydedilen toplam üç sayı isabeti (29), bir olimpiyat karşılaşmasında elde edilen en yüksek fark (83), saha içi yüzdesi (.71.1), üç sayı yüzdesi (.46) gibi rekorlara imza attı. Bence bir çeyrekte ve yarıda üretilen sayı rekorunu falan da kırmışlardır ya, neyse... 9 oyuncusu Amerika'da doğup büyümüş, olimpiyatlara grubunda Litvanya, çeyrek finalde de Yunanistan'ı eleyerek katılmış bir takım olduğu düşünülürse Nijerya'ya da '' Aman canım basketboldan bihaber Afrika ülkesi '' diyebileceğimiz tırt bir takım değil. Haliyle ABD'nin yaptığı bu şeyi ( artık her ne ise ) 2012 olimpiyatlarında tecavüz skandalı olarak kayda geçiyor ve esas mevzumuza dönüyoruz.

Bu hafta Fanatik Basket için Minnesota Timberwolves'un yeniden doğuşunu yazdım. Keyifli ve içime çok daha fazla sinen bir yazı oldu. Okumak isteyenler gazeteyi temin ederek ya da internet üzerinde http://www.fanatikbasket.net/online/ adresinden giriş'e tıklayarak sayfaları çevirmeye başlayabilirler.

Arka sayfadaki Murat Köse'nin kaleme aldığı NBA haberleri kısmını bu hafta NBA yönetiminin başlattığı yeni uygulama aldı. Bu yeni ankete göre NBA.com ziyaretçileri on aday karşılaşma içerisinden '' Yılın maçını '' seçiyorlar.

Aday maçların her biri birbirinden iddialı. Mesela Kobe'ye Knicks maçı öncesi '' Abi Jeremy Lin diye çekik gözlü bir şey var, Allah'ın Tayvan'lısı tüm NBA'in canına okuyor. Lakabı da White Mamba'ymış, ne diyorsun ? '' diye sorulduğunda '' Olm güldürmeyin bak '' türü bir cevap verip aynı maçta Lin'in 38 sayı 7 assistle Kobe'nin Lakers'ını yıkmasından tutun da, Rajon Rondo'nun neredeyse iki triple double çıkarttırabilecek insanüstü performansına, Clippers'ın play-off ilk turunda Grizzlies'e 27 sayıdan gelmesine kadar bir çok hafızalara kazınmış maç var.

Bu yazıyı kendi adayımı oylamak için yazıyorum.

Bence yılın maçı, 20 Mayıs 2012 tarihine tekabül ediyor. Doğu konferansı play-off ikinci turunda şampiyonluğun en büyük adayı Miami Heat'in Indiana Pacers'la Indianapolis'te oynadığı karşılaşma... 



O güne, ve dolayısıyla seçimimin sebeplerine gelince...

- Şampiyonluğun en büyük adayı da olsan, Indiana Pacers gibi bir takımla eşleşmişsin. Pacers, size olarak ligin en iyi beşine sahip takım. Genç, atletik ve iriler. Başarıya açlar ve muhteşem bir sezon geçirdiler. Tüm şartlar eşit dahi olsa tabir-i caizse işiniz var.

- Daha kötüsü, Chris Bosh sakat. Zaten 2.18'lik Hibbert'ın başı çektiği, West ve Hansbrough'un desteklediği, az önce de belirttiğim gibi size olarak müthiş iri, atletik, agresif ve hırslı bir boyalı alan kombinasyonu var. Kala kala Turiaf'lara, Howard'lara (Juwan...Sakin...), Joel Anthony'lere kalmışsın...

- 2-1 geridesin. Deplasmandasın. Kaybedersen 3-1. Normal şartlarda geri dönersin, ancak şartlar hiç ama hiç normal değil. Devam ediyorum...

- Hadi Bosh yok. James-Wade ikilisi günündeyse kazanırsın. Ancak problem şu; Wade gününde değil. Günü geçtim, belki de mental olarak NBA kariyerinin en kötü günlerini geçiriyor. Şut yüzdesi yerlerde, penetre etmiyor, savunmada aksıyor ve koçla, takımla, basınla, herkesle tartışıyor. Heat için havlu atarlar muhabbetleri dönmeye başlamış.

- Takımın geriye kalan tek kozu Lebron James ise kariyeri boyunca önemli anlarda sorumluluk almaktan kaçınan, dördüncü çeyrekte kaybolan, fiziksel olarak NBA'in en iyisi, ancak mental olarak '' Korkağın teki '' olarak lanse edilen, bu yönüyle eleştirilere kariyeri boyunca maruz kalmış bir oyuncu.

Sonuç : ne yalan söyleyeyim ben de Pacers'ın avantajlı olduğunu düşünenlerdendim.Öyle olmadı.

Böyle zamanlarda birinin çıkıp son sözü söylemesi gerekir. James'in o gece yaptığı şeyin ertesi günü neredeyse konuşamadım. Söylediğim tek şey bir benzetmeden ibaretti ; James geldi, masaya oturdu, masaya silahı koydu, söyleyeceğini söyledi ve masadan kalktı.

Teknik analizi yapmak için ayılmam yirmi dört saate yakın sürdü. Eleştirilere nispeten katılıyordum, o gece o defteri kapattım. Bence bir şampiyonluk yüzüğü kazanmış kadar itibar kazandı o gece Lebron James.

Tek başına 40 sayı, size ve dolayısıyla ribaund problemi çeken bir takımda 18 ribaund ve 9 assist yaparak maçı tek başına Heat'e kazandırdı.

Benim nazarımda bu maçın NBA finallerinin yedinci maçından çok da bir farkı yoktu. Keza o gece Heat kaybetseydi muhtemelen Eric Spoelstra inceden bavulu toplamanın hesaplarını yapıyor olacaktı. Wade daha da agresifleşip kontrolü kaybedebilirdi. James eleştirileri haklı çıkardığı için bir kez daha linç edilip diğer iki yıldızın ardından sahadan kafa olarak silinebilirdi. Özetle Heat, o darbenin sarsıntısından ayılana kadar Pacers 4'leyip turu geçerdi.

Ancak o gece birileri çıktı, insanüstü bir performansla tarihi değiştirdi.

Lebron James'in, sezon öncesinde çok çalıştığını, bu sene çok daha kararlı ve olgun olduğunu, sakatlık gibi bir şeyle karşılaşmazsa sırf tek başına Heat'i finale yürütebilecek kadar iddialı olduğunu daha sezon başlamadan biliyordum. Normal sezonda ortaya koyduğu tarihi performansla da bunu ıspat etti zaten. Ancak her şeyin bu kadar allak bullak olduğu bir zamanda da aynı duruşu gösterip tek başına bir '' Mission impossible '' senaryosu yazabileceğinden ben dahi şüpheliydim. O gece o maçı tek başına o takıma aldırdığında Heat'i %90 ihtimalle şampiyon ilan etmiştim zaten. Bana sorarsanız o gece Indianapolis'ten bu perişan hale rağmen dik çıkabilen takımın ilerleyen turlarda tam kadroyken çıkamayacağı delik yoktu.

Bu açıdan benim unutulmazım, benim '' yılın maçı '' tercihim budur.

Sevgi ve hürmetle arz ederim.


Ahmet Melik SUBAŞI
ahmetmeliksubasi@gmail.com
@ahmetmsubasi


6 Temmuz 2012 Cuma

Boynumuzun borcu



Bugünlerde ortalıkta ve futbol kulislerinde '' Beşiktaş'ın orta sınıf takım haline dönüştüğüne '' dair konuşmalar yapılıyor. Evet, bütçe bakımından son derece kısıtlandığımız bir döneme girmiş durumdayız doğrudur. Bunun bizi üst sıralara mı alt sıralara mı taşıyacağını bilemeyiz, zaman gösterecektir. Basketbol şubesi penceresinden bakacak olursak, unutulmamalı ki bugün üç kupa kazandı diye zikrettiğimiz takım geçen yıl bu zamanlar 3 oyuncuyla idman yapan ve '' Gerekirse kapatılsın '' gibi gereksiz bir geyiğe maruz kalmış bir takımdı.

Sözü çok uzatmadan diyeceğim şeye getireyim. Sosyal medyayı hunharca kullanıyoruz millet olarak. Öyle ki hukuki sistemi üst düzey bir ülkede, Türkiye'de spor, siyaset ve magazin üzerine yazılmış tweet'ler yazılıyor olsaydı, o tweet'lerin yazarları hüküm giyerlerdi! Ciddiyim. Hakareti hak eden bir çok insanın dokunulmazlık taşıyor olmasına rağmen oluyor üstelik tüm bu yuhlamalar.

Ancak zaman zaman, hatta çoğu zaman ölçüyü ziyadesiyle kaçırıyoruz efeler. Millet olarak duygusal oluşumuz, bu çirkinliğe mazeret değil, olamaz.

Evet, Ergin Ataman'a, Egemen Korkmaz'a ve hatta tüm iyi niyetli geri bildirimlerine ve diyaloga açık samimi yaklaşımına rağmen David Hawkins'e edilen küfürlerden söz ediyorum.

Biz taraftarız, onlarsa profesyonel. Profesyoneller taraftar gözüyle görüp öyle hareket etmek zorunda değil, taraftar da profesyonel gözüyle olaya yaklaşıp ona göre reaksiyon vermek zorunda değil. Ancak empati (kendinin karşındakinin yerine koyabilme becerisi) her daim güzel sonuçlar doğuran bir tavır olmuştur. Empati yapabilen bir profesyonelin ne denli başarılı olduğunu biz bugün (utanarak söylüyorum) küfürlere maruz kalan, başından beri de Galatasaray'lı olduğunu bal gibi bildiğimiz Ergin Ataman'ın 3 kupalık serüven boyunca hepimizden daha çok Beşiktaş'lı oluşunuda gördük. İddia ediyorum, hiç bir Beşiktaş'lı Beşiktaş'ın başarısına bu denli baş koyup kafa patlatmamıştır.

Bu övgüyü hak ettiği günlerde Beşiktaş'ın çocuğu dediğimiz Ergin Hoca'ya bugün tek kelimesi değişmiş bir isim tamlamasıyla hitap eden şuursuzlar var. Bu yazıyı da onlara ithafen yazıyorum zaten.

Yahu ayıptır be, ayıp.

Hepsinden ötede iki yüzlülüktür. Bu adam Beşiktaş'ın çocuğu sıfatını 17.000 kişinin ağzından aynı anda salonu inletecek kadar yüksek bir gürültüyle duymayı hak edecek derece Beşiktaş'lıydı bu sezon. Belki teorik olarak Beşiktaş'lı değil ancak pratik manada, yani icrahate ve neticeye döküldüğünde hepimizden daha çok Beşiktaş'lıydı. Profesyonelce bir karar aldı diye dün ellerini öptüğünüz bu adama niye küfür eder oldunuz?

Gelin şöyle düşünelim. Olaya sportif profesyonellik değil de, mesleki manada profesyonellik penceresinden bakalım. Çok da bir farkı yok çünkü, bu adamlar bu işi geçimlerini sağlayacakları meslek oluşu itibarıyle, onun için yapıyorlar çünkü.

Sektörü (atıyorum) GSM sektörüne kaydırarak düşünelim. Turkcell'de çalışan bir mühendisin bir sonraki dönemde Vodafone'a geçtiğini düşünün.

Diyeceğim şu : HİÇ BİR FARKI YOK.

Ergin Ataman'ın Beşiktaş'tan Galatasaray'a, Egemen Korkmaz'ın (ki 1.4 milyon euro gibi olağanca küfürü savuran bir çok tipin rüyasında bile göremeyeceği bir parayı kulübe hibe etti bu adam) Fenerbahçe'ye, Hawkins'in de herhangi başka bir takıma gitmesinin, yukarıda verdiğim Turkcell'den Vodafone'a örneğinden ne teoride ne de pratikte hiç bir farkı yok.

Bu adamlar sizler bizler gibi taraftar değil. Mesleğini icra eden profesyoneller. Bunu bilelim, bu şuurla ve bu edeple konuşalım. Bahsettiğim isimler adına yapılan karalama kampanyası adına ben utandım, millet olarak sahip olduğumuz hiç bir değere yakıştıramadım. Duygusal düşünüyor olabiliriz ancak bu adamlar yukarıda sözünü ettiğim empatik yaklaşımla başardılar ümit ettiğimiz şampiyonlukları.

Onlar bu profesyonel bakış açısını duygularını empatik bir yaklaşımla seyreltip zaptederek bize dünyaları verdiler, biz onlara ne veriyoruz diye sormak hepimizin boynuna borçtur.

Şahsen ben sorduğumda cevap şükran oluyor. Bu isimler gitseler de, kalsalar da bir Beşiktaş'lı olarak kendi adıma buradan bir kez daha şükran arz ediyor, kötü niyet gütmeksizin profesyonelce aldıkları her karara da  son derece saygı duyuyorum.

Hepimize mutlu, huzurlu, şuurlu ve edepli bir haftasonu diliyorum.

1 Temmuz 2012 Pazar

Draft, NBA, Beşiktaş falan ...


Twitter'dı, gazeteydi, askerlik öncesi telaşeydi derken bildiğiniz üzere blogla pek ilgilenemedim. Lakin bu günlerde kayda değer dediğim, tarih yazsın dediğim şeyler oluyor. Ben de iki satır bir şeyler karalayayım istedim.

Furkan, İzzet ve İlkan'a NBA kapısı

Öncelikle draft'e değinmeli. Ne yalan söyleyeyim, NCAA'e iyi bir basketbolsever ne kadar hakimse ben de o kadar hakimim. Ancak draft adına derinlemesine bir analiz yapabilmek için, sayısız takımı ve oyuncuyu teknik analiz yapabilecek kadar izlemiş olmak gerek. NBA'den buna pek vaktim kaldığını söyleyemem, malum hayatını basketboldan kazanan bir adam da değilim. O yüzden teknik analiz yapıp ileriyi göreceğimi, kimin hayal kırıklığı kimin steal olacağını söylerim desem bu çok da içime sinecek bir ifade olmaz. Yine de gazetemiz fanatik basket için bu hafta draft üzerine bildiğim ne varsa yazdım. Salı günü okuyunuz efendim.

Bu draft için tarihe not düşülesi şey ise Türk basketbol tarihinde ilk kez bir draft seçiminde üç oyuncumuzun birden NBA'e adımını atmış olmasıydı. İzzet Türkyılmaz'ın yeteneği Denver koçu George Karl'ın gözünden kaçmamış olsa gerek ki tereddüt etmeden seçtiler genç oyuncumuzu. İzzet'in boyuna nazaran hareketli bir uzun olması ve şutu ilgi çekmiş, biraz daha fiziğini geliştirmesi bekleniyor. 53.sırada seçilen Furkan'ın ise ribaund konusundaki özellikleri Clippers'ın ilgisini çekmiş, onun da fiziğini geliştirmesi beklentisi var. İlkan ise fiziğiyle Nets'in dikkatini çekmişti, boyalı alandaki skor etkinliğini de beğenmişler. Umarım üç oyuncumuz da NBA'e gidip başarılı olma fırsatı bulurlar. Buradan tekrar tebrik edelim.

Bunun haricinde benim ilgimi en çok Perry Jones, Jared Sullinger, Kendall Marshall ve Jeremy Lamb oldu. İçimden bir ses bu dörtlüden en az iki steal çıkacak diyor ama dediğim gibi NCAA konusunda çok iddialı değilim. Jones 2.11'lik boyuna rağmen 3 numara oynayabiliyor, şutunu geliştirir eksik görülen yönlerini törpüleyebilirse müthiş bir 27.sıra seçimi olabilir. Sullinger'ın geleceği sakatlığını ne derece atlatabildiğiyle ilgili, Brandon Roy'un basketbola döneceği, DeJuan Blair'in batı finali oynayabildiği bir dünyada bu çok da zor olmasa gerek. Celtics 21.sıradan önemli bir steal yapmış olabilir. Lamb Rip Hamilton'a benzetilse de yeni Tayshaun Prince olabilir gibi bir his var içimde. Marshall ise muhteşem bir pasör. ''-Nereden çıktı bu adam ya?'' dediğimiz sonradan gücünü gösteren oyun kurucular gibi (Ramon Sessions vs.) bir etki yapabilir. Nash'ten sonra Suns'a gelmiş olmak ona hem fırsat hem de baskı teşkil edecek.

NBA'de ne var ne yok?

NBA'e gelince... Dwight Howard yolcu gibi bir his var içimde. Deron Williams'la Jerry Sloan takıştığında, Sloan uzun yıllardır sürdürdüğü baş antrenörlük görevini bırakmıştı. Tam herkes Jazz'ın tercihini D-Will'den yana kullandığını düşünüyordu ki Jazz D-Will'i de takas ederek herkesi şaşırtmıştı. Aynı senaryonun Rob Hennigan-Dwight Howard-Stan Van Gundy üçlüsü için gerçekleşeceğini düşünüyorum. Hennigan bu hafta göreve geldiği günden sonra ilk defa Los Angeles'ta Howard'la görüştü. Howard'ın da Nets'e takasını istediği konuşuluyor.

Öte yandan Nets cephesinde ise Deron Williams, yalnızca Brooklyn Nets ve Dallas Mavericks'le görüşeceğini bildirmiş. Aynı dönemde Gerald Wallace'a 4 yıllık 40 milyonluk kontrat öneren Nets'in Wallace'ı takasta kullanarak Howard'ı zorlayacağını düşünüyorum. Kris Humpries başta olmak üzere bir kaç alternatif parça da kullanacaklardır.

Yukarıda zikrettik, Brandon Roy basketbola dönüyor. Bıraktığında üzüntüye kapılmıştım. Bende yeri çok başkadır. Roy, Minnesota Timberwolves'un yönetim ve teknik ekibiyle Seattle'da buluşup görüştü. Roy'a göz diken diğer takımlar ise Mavericks, Bulls, Pacers ve Warriors.

Beşiktaş'ta yaprak dökümü

Gel gelelim Beşiktaş'ımıza. Ne söylenebilir ki? Malum, kulübün durumu ortada. Ekonomik durumlar başta olmak üzere bir çok şey kriz halinde. Bu şartlarda, hala da bir sponsor bulunamamışken elbette antrenörün ya da önemli yabancıların takımda kalmalarını beklemiyordum. Ancak ne yalan söyleyeyim, yine de üzülüyorum. Bu takım iki kupayı kaldırmış, üçüncüye koşarken zaten sezonluk başarı misyonunu çoktan tamamlamıştı. Üçüncü kupaya doğru da gümbür gümbür gidiyordu. Keşke erken davranıp sponsor adayları arasında birer B,C,D planları geliştirebilseydik. Eminim bir sponsor bulunacaktır, takım Euroleague'e gidecekken, başına Erman Kunter gelmişken bir şeyler olacağı aşikar ancak yine de iyi bir hava yakalayan kadroyu korusak iyiydi. Erceg CSKA'nın yolunu tuttu, Bonsu'ya talipler var, Hawkins ayrılacağını bugün açıkladı, falan filan... Öyle bir üzüntü işte, paylaşayım istedim.

Ümit ediyorum yakın zamanda toparlanırız. Erman Kunter'in gelişi, Ergin Hoca'nın gidişini teselli ve hatta telafi edecek kadar güzel oldu. Ancak bazı şeyler tamamen duygusal, biliyorsunuz. Bakalım bu yaz daha neler göreceğiz.



2 Haziran 2012 Cumartesi

Pazar'ın 20 gözdesi



NBA'de yaz döneminde kuşkusuz en çok heyecan veren şey (maçsızlık ne kötü şey...) takımların kadrolarını yeniden şekillendirmek adına yaptıkları takas, oyuncu alma ve serbest bırakma hamleleri. NBA Draft'inin sönük geçen bir kaç yılının ardından Free Agent piyasası da haliyle daha bir heyecan verir oldu. Şimdilik konferans finalleriyle heyecanımızı koruyoruz ancak bir kaç hafta sonrası için lazım olacak, sık sık dönüp bakacağımız türde bir şeyler karalıyorum müsadenizle.

TOP 20 serbest oyuncuyu  kısaca dile getirelim. Avuçlarını ovuşturan taraftarlar da böylece sıkıcı geçen yaz dönemini teoriler üreterek oyalayabilsin.

1. DERON WILLIAMS Henüz 27 yaşında ve NBA'in şüphesiz en iyi 5 oyun kurucusundan biri. Brooklyn'e taşınan Nets'e daha önceden kalacağına değmeyecekse imzalamayacağına dair inceden sinyaller yollamıştı. Howard'la birlikte oynamak en büyük arzularından biri, Howard da bu arzuya karşılıksız değil. Dolayısıyla ikisini bir arada düşünebileceğimiz senaryolar mümkün. İHTİMALLER: Howard'lı ya da Howard'sız, Williams'ın evine, Dallas'a dönme ihtimali söz konusu. Ancak Brooklyn'in onu elinde tutabilmek adına cazibe teşkil edebilecek bir esnekliği var.

2. GORAN DRAGIC 26 yaşındaki Sloven solak ilk beş çıktığı 28 karşılaşmada 18 sayı 8.4 assist 1.8 top çalma istastistiklerini %48 saha içi, %38 üç sayılık isabet yüzdeleriyle elde etti. Sakatlığı sebebiyle oynamayan Lowry iyileştiğinde dahi ilk beşteki yerini koruyarak rüştünü bir kez daha ıspat etti. . İHTİMALLER: Rockets onu takımda tutmak istiyor ancak Raymond Felton'la işi biten Portland onu Rockets'e kolay yar etmeyecek gibi.

3. KEVIN GARNETT: 36 yaşında, orta mesafe şutu ve müdafaayı çok iyi yapan, pivot oynarken sırıtmayacak bir performans ortaya koyan, ancak kilometre göstergesinde 50.000 dakika ve üzeri yazan bir uzunu kim ister ki? Ya da kim istemez? Garnett şampiyonluğa oynayan bir takımda neler yaptığını ve yapabileceğini kariyerinin son demlerinde göstermeye devam ediyor. İHTİMALLER: Boston ona kalan iki yıl için 15 milyon civarı bir şeyler teklif ederse kariyerini nerede noktalayacağına dair pek de şüphemiz kalmayacak. Ancak Celtics elini sıkı tutarsa KG ligde o tipte bir uzun arayan her takım için cazibe merkezi olacak.

4. STEVE NASH: Evet, 38 yaşında. Ancak hala bir NBA Takımını olduğundan çok daha üst seviyeye taşıyıp play-off'un kapısına dayayacak kadar harika. Sezonun büyük bir kısmını assist kralı olarak geçirdi, %53'le şut attı ve etrafındaki herkesi 1-2 kademe yukarı taşımayı sürdürdü. Devamlılığından şüphe ediyorsanız şunu da belirtelim tam olsun ; Nash 7 maçtan fazlasını kaçırmadı. İHTİMALLER: Nash yazlarını New York'ta geçiriyor ve kışlarını da orada geçirebilmesi adına New York'un Knicks'inin şu an sınırlı serbest konumda olan ve hakları Suns'ta olan Aaron Brooks gibi bir alternatifi düşünen Suns'a karşı daha şanslı olması söz konusu.

5. ERSAN ILYASOVA: Türkiye'nin gururu Ersan'ın, gösterdiği müthiş çıkışa ve olgunluğa rağmen hala 25 yaşında olduğu unutulmamalı. Bilinen klasik Avrupalı uzunların aksine Ersan fazlasıyla agresif ve sert. En iyi sezonunu geçirdi ve 13 sayı 8.8 ribaund %49.2 şut yüzdesi istatistikleri yakaladı. Gösterdiği ribaund performansı ve parmak ısırtan maç performansları onun 28 dakikalık bir oyuncudan 36 dakikalık bir oyuncuya terfi edebileceğini gösteriyor. İHTİMALLER: Bir çok takımın radarında olduğunu söylemek mümkün ancak Bucks'ın onu tutabilecek salary cap esnekliği mevcut. Hele ki Andrew Bogut'un gidişinin ardından onu kesinlikle tutacakları tahmin ediliyor.

6. KRIS HUMPHRIES: Listenin double double ortalamalarına sahip tek oyuncusu kariyerinin en yüksek rakamları olan 13.8 sayı ve 11 ribaundun ardından son sezon cebine kemiksiz 8 milyonu indirmeyi (düğün gelirleri hariç) bildi. İHTİMALLER: Sign & Trade yoluyla Howard için Magic'e sunulacak pakedin bir parçası olacağı tahmin ediliyor.

7. GERALD WALLACE: 2010 All-Star deneyiminden bu yana düşen istatistiklerini nükseden sakatlıklarına bağlamak mümkün. Ancak ne yazık ki bu adam yalnızca 29 yaşında ve bu tip takas durumlarında sakatlıklarıyla anılabiliyor. Oyuncunun serbest kalma opsiyonu var.İHTİMALLER: Kendisinin de Howard uğruna Magic yolunu tutabileceğini düşünüyoruz ancak Lakers'ın da Metta World Peace'in gönderilmesi durumunda yerini Wallace'la doldurması da sürpriz olmaz.

8. RAY ALLEN: Formunu düşüren sakatlık ve 36'ya varan yaşı eski cazibesini korumasına engel olsa da hala muazzam bir şutör. İHTİMALLER: Eğer 10 milyonluk kontratodan kırptırmayı kabul ederse talibi çok olur. Yok, rakam sabit bizde ölücüye mal yok derseniz de şut özürlü Grizzlies O.J Mayo'nun yerine onu düşünebilir.

9. JASON TERRY: 34 yaşında ve 2.513 sayı daha kaydedebilirse All-star olmadan en çok skor üreten oyuncu unvanını Eddie Johnson'dan devralacak. Eski tadı yok, olmayacaktır ancak hala maç başına 15 atabiliyor ve üç sayı çizgisinin gerisinden güven veriyor. İHTİMALLER: Dallas'tan ayrılması zor görünüyor ancak Mavericks'in yapacağı takas hamleleri durumu değiştirebilir. İyi bir entegre olarak iddialı bir kadroları olduğu sürece onu tutarlar gibi. Yok olmazsa da bazı serbest kısalarına kapıyı göstermesi muhtemel Clippers'ın yeni ismi olabilir.

10. CHRIS KAMAN: Kötü bir takıma takas edilmiş olması ve kötü geçen sezon, sakatlıklar derken Kaman sezonu 13.1 sayı 7.8 ribaund ortalamalarıyla kapattı. 30 yaşında ve 5 yıldır arada bir nükseden sakatlıkları var, ancak hala güvenilebilecek bir pivot izlenimi veriyor.. İHTİMALLER: 14 milyonluk kontratı var. Adaylar Philly,Miami,Portland,Orlando ve Milwaukee, ancak yalnızca Blazers ve Bucks'ın cap space'ı yeterli.

11. LOU WILLIAMS: 25 yaşında ve Sixers'la kariyerinin en iyi sezonlarından birini geçiriyor. (14.9 sayı) Back up oyun kurucu düşünen takımlar için biçilmiş kaftan. İHTİMALLER: Sixers'ın Iguodala, Holiday, Turner gibi oyuncuları varken onun üzerine çok da düşmeyebilirler. Cleveland ve Charlotte'un tonlarca cap space'i var, çok görmezler.

12. BRANDON BASS: 27 yaşında, benchten gelip enerji katma konusunda çok istikrarlı. Kariyerinin en iyi rakamlarını 12.5 sayı ve 6.2 ribaundla yakaladı. Sezon sonrası gösterdiği performans da gelecek sezon 4 milyonluk kontratını biraz daha şişirebileceğine işaret. Double-Double ayarında bir oyuncu olmadığı için yanında mutlaka bir pivotla oynaması icab ediyor ancak orta mesafe şutu onu cazip kılıyor. İHTİMALLER: Celtics gençleştirdiği kadrosuna Jeff Green'le birlikte onu da kattı ve gayet memnunlar. Gitmesine izin vermezler ancak olur da giderse Nene'nin yanına Blatche-Lewis ikilisini temizlemeyi düşünen Wizards'ın yolunu tutabilir.

13. JAMAL CRAWFORD: 32 yaşındaki süper altıncı adam 5 milyonluk kontratının opsiyonunu kullanarak daha büyük bir kontrat kovalamayı deneyebilir. Elini çabuk tutsa iyi eder keza 2000-2001 sezonundaki çaylak yılından beri %38.4'le en düşük şut yüzdesini elde etti bu sezon. İHTİMALLER: Blazers'ın arka alan kurgusu karmakarışık. Bu kargaşada bir takım hamleler yapacakları aşikar. Crawford Bulls için Rip Hamilton'dan daha iyi bir back up guard olabilir. Thibbodeau bunu bir düşünsün.

14. JASON KIDD: Gelecek sene 40'ına basacak ve hala minimum veteran kontratına oynamayacağını söylüyor. Yine de onun için ideal rol genç ve çabuk bir oyun kurucunun ardında 10-15 dakikalık süreler alıp ufaktan oyuncu-yardımcı antrenör moduna geçmesi. İHTİMALLER: Fiyat kırarsa Bulls için ilginç bir hamle olabilir. Keza Rose'dan dilleri yandı ve C.J Watson'dan daha güvenilir bir el istiyorlar. Öte yandan Clippers, Celtics ve Nets de ilginç olabilir. Ya da bakarsınız emekli olur, bilemiyorum.

15. NICK YOUNG: Şut seçimi konusunda gelişme göstermiş hali bile ibretlik, artık daha iyi savunma yapıyor ve saçma sapan şeylerden de geri durduğunu pek söyleyemem. Yine de Clippers yaradı ona. Ayrıca 27 yaşında ve iyi üçlük atıyor. İHTİMALLER: Clippers'ın Foye, Williams,Billups, Bledsoe gibi oyuncuları var ve onu mid-level'dan ötede tutmazlar. Bir ihtimal Minnesota.

16. CARL LANDRY: As mı, yedek mi? Kings'le 2009-10 sezonunda ilk beş çıktığı 28 maçta 18 sayı ortalaması yakalamıştı. Yedeğe çekildiğinde de durum farklı değil, %50'den fazla saha içi yüzdesiyle çift hanelerde atmaya devam ediyor ve 9 milyonluk kontratı var. 28 yaşında İHTİMALLER: Hornets'in draft tercihine göre New Orleans'ın yolunu tutabilir.

17. MICKAEL PIETRUS: Phoenix'in ardından Celtics'le beklenen çizgiyi yakalayamadı. İyi savunmacı, iyi üçlükçü çizgisinden uzak. Golden State'le 2007'de yakaladığı hava, Orlando'nun 2009'da finale çıkmasındaki katkı olmasa da 30 yaşında Boston'a kritik destek veriyor. İlk beş çıkmasa da önümüzdeki 3-4 yıl boyunca güven veren bir forvet olarak kariyerine devam edebilir.İHTİMALLER: Celtics'te kalması olası. Bir ihtimal Knicks veya Nets olabilir.

18. RANDY FOYE: Lige geldiği 6 yıldan beri 12'ye yakın sayı ve 3'ten fazla assist ortalaması yakalamayı başardı nihayet. Bu sezoın 3 sayı çizgisinin gerisinden bulduğu 127 isabetle kariyerinin en yüksek 3 sayı isabeti rakamına ulaştı. 28 yaşında ve daha verimli kullanılabilecek bir oyuncu.. İHTİMALLER: Lob City'de yola devam etmesi ilk ihtimal gibi. Mavericks, Thunder,Blazers ve Wizards'ın kendisi ayarında bir oyuncuya ihtiyacı olduğunu da belirtelim.

19. BORIS DIAW: 9 milyonluk günleri bitti. 30 yaşında, bir çok pozisyonu oynayabilmesi avantaj sağlıyor ancak hala kötü bir savunmacı. Bobcats'te kalsaydı pek iyimser olamazdım ancak Spurs'le yeniden doğdu gibi bir şey. İHTİMALLER: Hemşerisi Tony Parker'la birlikte Spurs'te kalmak maddi manevi işine gelir. . Heat ve Lakers salary cap sıkıntısına rağmen radarından eksik tutmaz Fransız'ı.

20. TIM DUNCAN: Kariyerini geçirdiği Spurs'te gösterdiği performansla takdir toplamaya devam ediyor efsanevi oyuncu. Spurs'le kariyerine devam etmek için 21 milyonluk kontratından ne kadar kısacağını görmek ilginç olacak. İHTİMALLER: San Antonio tabi, başka bir şey düşüneniniz var mıydı ki?

DİĞERLERİ : Chauncey Billups, G; Raymond Felton, G; Gerald Green, G-F; Jeff Green, F; Jordan Hill, F-C; Antawn Jamison, F; Andre Miller, G; Ian Mahinmi, C; Steve Novak, F; Delonte West, G.