8 Mayıs 2015 Cuma

MVP'yi bir de kardeşinden dinleyin: Stephen Curry

Dell Curry'nin iki hayırlı evladından birinin NBA'in en iyisi oluşunun hikayesini ötekinden dinlemek... Girizgahı kısa tutacağım, zira küçük kardeş Seth Curry; NBA'in en iyisi seçilen ağabeyi Stephen'nın NBA'de 2014-15 Sezonunun En Değerli Oyuncusu (MVP) Ödülü'ne giden yolu, dışarıdan izleyen kardeş gözüyle anlatmış. Bleacher Report'tan Ric Bucher da dinleyip bir güzel kaleme almış. Beğendim ve çevirdim; böyle buyrun:

Yaptığı her şeyi bir bakış açısıyla ele almak çok zor. Steph benim kardeşim. Hayatım boyunca onunla birlikteydim. Bu sezonun başında bana ''Bu yıl benim kariyerimin en iyi yılı olacak'' dediğini hatırlıyorum. Sezon başladıktan sonra bile o bunu her tekrarladığında gülüp ''Peki peki'' diyordum. Önceki yıllardan bugüne bu kadar gelişim göstereceğine inanmak kolay değildi. Ancak o, yıl boyunca hep ilerledi. Açıkçası bu yıl onun en iyi sezonuydu.

Benim için büyük şeylerden biri Steph'in Pelicans'la oynanan Play-Off serisi maçları için New Orleans'ta olmaktı. 3. maçı uzatmaya götüren o üçlük gerçek dışı bir şeydi. O şutu elinden çıkarması imkansız gibiydi; özellikle Anthony Davis ve bir başkası onun üzerine doğru koşarken... Topu Davis'in elinin üzerinden çıkardığında ve o top çemberden geçtiğinde şaşırmıştım; üstelik faul de vardı. Çılgınca bir şeydi. Buna birinci elden şahitlik etmek muhteşemdi.


Onun o an NBA'de bir deplasman maçı oynuyor olduğunu düşünmedim. Rakip taraftardan böylesine bir yıldız muamelesi ve takdir görmesi inanılmazdı. Onu sevmedikleri aşikar; ancak ona saygı duyuyorlardı. Ben maçlara babamla giderdim; şehre Allen Iverson, Vince Carter ya da onlar gibi birileri gelip böyle şeyler yapardı. Onun ulaştığı nokta da bu. Onu böyle görmek harika.
Steph'in başarısı aramızdaki diyalogu pek de değiştirmiyor. O hala lisedeki aynı çocuk. Alçak gönüllü biri ve spot ışıkların dışında kalmayı istiyor. Birlikte dışarı çıktığımızda nerede olursak olalım insanlar onunla resim çektirmek istiyorlar. Basketbolla ilgilenmeyen kişiler dahi reklamlar sayesinde onun sahada neler yaptığını biliyorlar. Bu harika, ancak onun pek de umursadığı bir şey değil. O sadece ailesi ve arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi seviyor, o kadar.

  
Saha dışındayken basketbol dışı şeyler konuşuyoruz. Muhtemelen zamanımızın yüzde 25'i basketbol konuşarak geçiyor. Ancak genelde başka şeyler... Özellikle şimdilerde Steph, Play-Off oynuyor ve baskı dolu maçlardan kalan zamanda ailesiyle olup tüm bu karmaşadan uzaklaşmak istiyor. En önemlli şey bu: her gün yaptığı şeyden uzaklaşabilmek adına aklına yardım ediyor.
Yaptığımız ana şeylerden biri de oynadığı reklamlarla dalga geçmek. Mesela Degree Deodorant reklamı... Tişörtünü çıkardığında soyunma odasında nasıl olduğunu gördünüz değil mi? Bu bize baya malzeme çıkardı. Bir de Under Armour reklamı var. Hep yaptığım bir şaka var; ona İngiliz aksamıyla ''William Shakespeare'' deyip duruyorum. Hele ilk ay her seferinde onu bununla vurdum, çok komikti.





Steph saha dışında çok komik, çok budala bir eleman. Ayrıca sahada da ligdeki herkes gibi rekabetçi olduğu kadar eğlenmeyi de bilen biri. Şut ataken çok rahat ve top henüz basket olmadan dönüşü... Bunu rakibi tahrik etmeden yapıyor, sahaya çıkıp eğleniyor ve takım arkadaşlarını da buna dahil ediyor.

Şutu attığında kendini rahat hissediyorsa girip girmediğine çok takılmadığını yalnızca izleyerek dahi söyleyebilirim; ki onunla çok idman yapmışımdır. Bununa birlikte çok da sağlamdır. O an iyi ya da kötü olduğuna bakmadan bildiği şekilde oynar. Özgüveni yüksektir ve kötü duygulara yer vermez.
Takım arkadaşlarını mutlaka kazanacaklarına inandırır. Hayatı boyunca bunu yaptı. Davidson'dayken (NCAA) iyi oynamamış olsaydı, takımı kazanamazdı. Ancak şimdi hep böyle iyi oynamanın verdiği baskının çok da farklı olduğuna inanmıyorum. Warriors kazanmayı bekleyen bir takım ve bunun olması için tüm takım iyi oynamalı. Ancak Steph sadece kendi işiyle ilgileniyor. Açıkçası Davidson'dayken böylesine ön planda değildi; ancak iyi oynaması gerekiyordu. Buradaki durum da bence aynı, çok da farklı değil.


Geçenlerde Steph'in MVP'yi kazanmasıyla ilgili bir arkadaşımla sohbet ediyordum. Şampiyonluğun yanı sıra MVP'nin ardından Hall Of Fame'e girme şansı dahi olabilir; NBA'de bunu başarabilmiş çok da fazla oyun kurucu yok.

Bunların hiçbirinin geleceğini görmemiştik. Yani böyle bir şeye hazırlanamazsınız. Bu sadece doğru yönde yükselmek, doğru maneviyata sahip olmakla ilgili. Ünlü olalım veya olmayalım; ailemiz bize etrafımızda olup bitenlerle ilgili iyi bir terbiye verdi. Aynı türde bir üne sahip bir NBA ailesinde büyümek bize hangi insanların doğru gerekçelerle etrafımızda olacağını gösterdi. Dolayısıyla bugün Steph'in yaptığı şey aslında yeni bir şey değil. Bu, benim ve kızkardeşimin hayatlarımız boyunca annem tarafından bizi eğittiği bir şey. Küçük bir aile çemberimiz var ve bence bu en önemlisi, her şeyi kolaylaştıran bir şey.


Onun başarısı benim için de hayırlı bir şey. İnsanlar onun kolejde ve NBA'de yaptıklarının ve yapmaya devam ediyor olduklarınnın ardından bana daha negatif bir bakış açısıyla yaklaşabilirlerdi. Ancak hayatım boyunca onun gibi biriyle yarışmak, bütün yaz dönemlerinde onunla çalışmak ve her yıl nasıl geliştiğini görmek benim için nimet gibi. Geri dönüp bakacak ve kendimi onunla kıyas edecek halim yok. Tüm bunlardan önce dahi ben her zaman kendi yarışımda yer almayı seçtim; Stephen ya da babam olmaya çalışmıyorum. Parolam ''Kendin ol ve olabileceğinin en iyisi ol'' şeklinde. Kendimi Stephen'ın yaptıklarıyla ya da yapıyor olduklarıyla ölçecek değilim. Benim için böylesi daha iyi; sahaya çık ve yapabileceklerinin en iyisini yap.

Stephen'in geçen yaz üzerinde çalıştığı en büyük şey, potanın etrafından kurnaz basketler bulmasıydı. Açıkçası birini fiziksel olarak aşıp, üzerinden sıçrayıp bitirecek biri değil. Mutlaka o el bloğa yükselmeden önce davranıp mümkün olduğunca çabuk turnikeler çıkarmak için farklı yollar bulması gerekiyordu. Bütün yaz bunların üzerinde çalıştı.


Charlotte'ta ve çalıştığı her yerdeki antrenörler, hiçbirimizin her gün denemediği türde turnikeler konusunda yaz boyunca her gün Steph'le çalıştı. Sadece olağan bir turnike değil. Mesela daha önce şu topu alttan tutup çevirerek attığı turnikeyi daha önce göreniniz oldu mu? Ya da pota çevresinde farklı yönlere fake atıp bıraktığı turnike? Ligde diğer oyunculardan çok da göremeyeceğiniz birçok farklı turnike üzerinde çok çalışıp bunları tekrarlar hale getirdi. Temassız idmanlarda çember etrafına fiziksel engeller yerleştirerek çalıştı. Bire bir idmanlarda da canlı savunmalar karşısında bu hareketleri hayata geçirme şansı buluyordu.

Bu şutlar üzerinde çalışabilirsiniz; ancak bunları maçta atmak yürek ister. Steph asla böyle bir problem yaşamadı. Yaratıcı pas veya şut çıkarmak konusunda hiçbir zaman sıkıntı çekmedi.

Neden hala ayak bileği sakatlıkları yaşamadığını size açıklayamam. O ve Under Armour firması yaz boyunca Steph için en ideal ayakkabıyı bulabilmek için birlikte çalıştılar. Bilek koruyucu kullandı ve yaz boyunca bileklerini güçlendirmek için farklı yöntemler kullandı. Önceki iki yıl boyunca bileklerinin fiziksel mücadelelerde onu ne kadar zorladığını biliyordum. Onunla çalışırken son derece titiz davranmak, adeta yumurta kutularının üzerinde yürümek durumundaydınız. Sakatlanacak diye korkup onunla bire bir oynamaktan çekiniyordunuz. Korkunç iki yıldı, neyse ki şimdi sona erdi.


Herkes gibi ben de onun bazı hareketlerinde şok oluyor ve hayranlık duyuyorum. Antrenmanlarda çoğu zaman değişik tipte şutları sokamaz. Bu tip şutları dener ancak yüksek yüzde elde edemez. Ancak maç zamanı dediğimizde bu durum değişiyor; doğal bir içgüdüyle atması gereken şutları atıyor. Adrenalin ya da ekstra motivasyon o şutları sokmasına yardımcı oluyor. Bunlar, yıl boyunca patentini alıverdiği parlak şutlar, idmanda dahi soktuğu şutlar değil bunlar.
 
Stephen'ın böyle bir yaklaşımı var ve hayatı boyunca bunu yaptı. Eğer alev aldıracak şutu attıysa ve devamının geleceğini hissediyorsa atıyor. Bir şut soktuğunda 'bugün çok sıcağım' diye düşünüyor. Oracle'dayken Steph bir şeyler yapmak üzereyse siz de bunu hissedersiniz zaten. Jeneriklik oyunun gelmek üzere olduğu andır o an. Ribaundu aldığını, tüm sahayı geçtiğini gördüğünüzde farklı bir enerjiye tutulduğunu fark edersiniz. Çılgın bir pas ya da basket geliyor demektir.

8 Ocak 2015 Perşembe

SVG'nin rektifiye tezgahı: Detroit Pistons ve 7-0'ın öyküsü


21 Aralık 2014 günü, Detroit Pistons'ın Brooklyn Nets'e deplasmanda 110-105 yenilmesinin hemen ardından kulübün Basketbol Operasyonlarından Sorumlu Başkan Yardımcısı ve Başantrenörü Stan Van Gundy, ''5-23 olduk. Bu, bir takım ayarlamalar yapacağımız anlamına geliyor'' diyerek değişimin ilk sinyallerini vermişti.

İlk bakışta ıslah olması gereken şey ya da kişi Josh Smith gibi görünüyordu. Zira şu tabloda bile 'serbest bırakılması gereken' yerine 'ıslah olması gereken' diye söz ettiğimiz J-Smoove, 2014-15 sezonunda yıldız kalibresindeki oyuncular içinde en vasat performansa imza atan isimlerin başında geliyordu. Özellikle üç sayı çizgisinin gerisinde nal toplamasıyla alan konusu olan atletik yıldız ile ilgili tedbirlere herkes hazırlıklıydı; lakin kimse, Pistons'ın 5-23'lük korkunç başlangıca rağmen kadrodaki en pahalı parçayı bıçak gibi kesip atmasını beklemiyordu.

Ancak öyle oldu: Pistons, 2013 yazında 4 yıl için 54 milyon dolara imza attırdığı Smith'i takımdan tek celsede göndermek için 26 milyon doları masaya koydu.



Böylelikle Van Gundy, önceki genel menajer Joe Dumars'tan kalan ibretlik enkazı temizlemek adına en somut adımlardan birini attı ve 2013 yazında Pistons ile 4 yıllık 54 milyon dolar değerinde bir sözleşme imzalayan Smith'in maaşının kalan kısmını peşinen ödemeyi seçti. Kalan iki yıllık, 27 milyon dolar değerindeki tutarı da 5 yıla yaydı. Yapılmaması durumunda J-Smoove'a önümüzdeki iki yıl boyunca yıllık 13.5 milyon dolar ödetecek olan bu hamle sayesinde Pistons, yıllık 8 milyon doların üzerinde bir salay cap avantajını cebine koymuş oldu.

Şamata zamanı
Lakin gerçek şamata bundan sonra başladı. Belki de hala kulağa tuhaf geliyor ama üst üste 13 maç kaybedip 5-23 yapan bir NBA takımı, en pahalı oyuncusunu gönderdikten sonra oynadığı 7 maçı da (6'sı çift haneli farklarla olmak üzere) kazanarak bir anda Play-Off çerçevesinin kapısına dayandı. Şu an Heat'in 3.5 galibiyet gerisinde yer alan Pistons, bu yıl Play-Off yapmayı başarırsa NBA tarihinde sezona 5-23 ya da daha kötü bir dereceyle başlayıp Play-Off yapan ilk takım olacak. İstatistik sever misiniz? Buyrun: yüzde 50 galibiyet rakamına asgari 18 maç uzaklıkta olup da üst üste 7 maç kazanabilen en son takım San Antonio Spurs'tü. Teksas ekibi, 1986-87 sezonunda 11-29'ken üst üste 7 maç kazanmıştı.



İlk etapta Pistons'ın üst üste 4 (Cavaliers galibiyetinin ardından 5) maç kazanması dahi tesadüflerle açıklanıyordu. Keza Pistons'ın o süre boyunca önünde önemli bir fikstür avantajı bulunuyordu. Ancak ne vakit bu takım önce NBA'in son şampiyonunu 18 sayı geriden gelerek son saniye basketiyle yenip, hemen ardından Dallas Mavericks gibi bir zirve adayını şamar oğlanına çevirdi (bitime 5 dakika kala Van Gundy, yedek sırasına dönüp 'değişiklik yapsak mı ya?' dedi! Andre Drummond ve Brandon Jennings'in son çeyrekte oynamasına gerek bile kalmamıştı.) o vakit işin rengi değişti.

Şu fırtınaya ufak bir göz atalım:
  • Pistons, Smith'siz çıktığı ilk maçta ligin en kötü dördüncü hücum etkinliğine sahip takımı Indiana Pacers'ı 119-109 yenerek dört maçlık yenilgi serisine son verdi. Dördü ilk beşten olmak üzere 7 oyuncunun çift haneli skor ürettiği gecede Andre Drummond 20 sayıyla liderliği üstlendi. Pistons %54 gibi bir yüzdeyle oynarken, kadro Pacers potasına%38.5 isabet oranıyla 10 üçlük gönderdi. 29 serbest atıştan 15 isabet çıkarmış olmalarına rağmen 119 sayıya ulaştılar.
  • Bir sonraki maç, LeBron James'in Cleveland Cavaliers'ına karşıydı. Cavaliers Koçu David Blatt'i topun ağzına getiren maçı Pistons, adeta yürüye yürüye kazandı: 103-80. Hemen hemen attığı her şutta 'haydaaaaa' dedirten Brandon Jennings, 9'da 5 üçlük, 18'de 10 genel şut isabetiyle 25 sayı atarken, gece boyunca yalnızca 9 kez serbest atış çizgisine giden Pistons, 103 sayıya ulaşmayı başardı. Andre Drummond da Anderson Varejao'nun yokluğunda Cavs boyalı alanını kum torbasına çevirdi: 17 sayı, 16 ribaund.
  • Pistons, 2014'teki son maçında, son 6 randevuda 3 kez mağlup olduğu Orlando Magic'i dize getirdi: 109-86. Josh Smith'siz çıktığı üç maçta da 100 sayı barajını deviren Motor Şehri'nde Jodie Meeks, sahalara dönüşünü 35 sayıyla şahlandırırken 9 üçlük isabetiyle de bir maçta en çok üçlük isabeti rekorunu (12 üçlük, Kobe Bryant (LAL) ve Donyell Marshall (CLE)) yoklayacaktı. Drummond'ın 22 sayı ve 17 ribaundu gözlerden kaçmadı.
  • Yeni yılda hız kesmek olmazdı. Hele ki rakip New York Knicks ise... Pistons bu kez 100 sayıyı geçemese de Drummond'ın 20, Jennings'in 29 sayısıyla Knicks'i hırpaladı: 97-81.
  • Üç maçlık deplasman serisinin ardından eve dönüşü de Sacramento Kings ile yaptılar. Andre Drummond ve Greg Monrore'un toplamda 29 sayı ve 25 ribaund ile DeMarcus Cousins'i kahrettiği maçta Pistons taraftarları, takımın 100 sayı barajını aşmasının keyfini sponsorun ikramlarıyla kutladı: 114-95.
Sonraki iki maç zaten malumunuz; San Antonio Spurs'ü AT&T Center'da 18 sayı geriden gelip Brandon Jennings'in basketiyle yenen Pistons, Teksas'taki ikinci durağında Dallas Mavericks'i şamarladı ve bu yazının fitilini ateşledi.



En çok Jennings'e yaradı
Sevin ya da sevmeyin; işinize gelsin veya gelmesin, Josh Smith'in gidişi resmen 'sihirli değnek' etkisi yaptı. En azından istatistikler öyle söylüyor:
  •  Smith'in gidişinin ardından çıkılan ilk 6 maçta Pistons, her 100 pozisyonda ürettiği 112.3 sayı ile NBA'de en etkili hücum hususunda üçüncü sırada yer aldı.
  • Aynı süreçte her 100 pozisyonda yalnızca 94.1 sayıya izin veren Kırmızı-Mavililer, bu alanda da ligin ikinci sırasına yükseldi.
  • Aralarında bir tatsızlık var mıydı bilinmez; zira her ikisi de kendi çapında 'sıkıntılı' olabilecek tipler. Lakin Brandon Jennings, J-Smoove'un gidişiyle birlikte emaneti çekti. Maç başına 20 sayı bulan Jennings'in, Smith döneminde %36.8 olan saha içi yüzdesi bir anda %47.8'e fırladı.
  •  Smith'in gidişinin yaradığı tek isim 'The Dealer' değildi. Pistons ön alanını oluşturan Andre Drummond ve Greg Monroe, Smith'li dönemde aynı anda sahada yer aldıkları dönemde -3.3 verimlilik puanı ortalaması yakaladı. Malum süreçte bu rakam +4.7'ye kadar yükseldi.
Öncesi - Sonrası

Josh Smith'ten önce:
Sayı: 94.4
FG %: 44.7
3P %:32.7
3PA: 23.2
REB: 44.8
AST: 19.6
TO: 18.3

Josh Smith'ten sonra:
Sayı: 107.8
FG %: 48.1
3P % : 39.6
3PA: 27.1
REB: 49.4
AST: 22
TO: 12.5

Peki ya o?

Josh Smith, Rockets kariyerine 21 sayılık sıkı bir başlangıç yapsa da işler ilk 6 maç itibarıyla pek de parlak görünmedi. Rox, 6 maçtan 3 galibiyet çıkarırken, J-Smoove 21 sayılık başlangıca rağmen 9 sayı ve 5 ribaund ortalamalarıyla sınırlı kaldı. Smith'ten önce bu mevkide rol alan Trevor Ariza, maç başına 13 sayıyla parlak bir sezon geçiriyordu. 6 maçın 3'ünde 10 sayı barajına dahi erişemeyen tecrübeli forvet, kullandığı 38 üçlükten yalnızca 8 isabet çıkarabildi.

Bonus:



Ahmet Melik SUBAŞI
ahmetmeliksubasi@gmail.com
@ahmetmsubasi

16 Ekim 2013 Çarşamba

Lal Restoran güzellemesi


Uzun zaman sonra bloguma makale yazıyorum. Yazmak için güzel sebeplerim var.

Resimde gördüğünüz mekanda evlendim. Nikah, düğün, eğlenmece, coşmaca, hepsi burada görünen Lal Restoran'da oldu. Düğün günümün doğum günüme denk gelmesi de ayrı bir güzellik oldu.

Eminim ki benim birkaç ay önce yaptığımı yapıp ''kır düğünü nerede yapabiliriz acaba ya'' sorusuyla Google'a tıklayanlar olmuştur, olacaktır da.

Bu güzellemeyi bize muhteşem bir düğün temin eden Lal Restoran'a yapıyorum; araştıranlar okusun ve fikir edinsin diye.

Arama sürecinde bir çok yer gezip araştırdık. Bize çok uzak sayılan (ki ben Anadolu Yakası'nda oturuyordum bekarken) bu yeri beğenip tutmamızın sebebi ise tek kelime ile ilgiydi.

Çok kereler ettim ama; buradan da bir kez daha edeyim. Mekan sahibi İlhan Albayrak'a ve işletmeyi yöneten çocukları Korhan Albayrak ve Tuğçe Albayrak'a kocaman bir teşekkür, kucak dolusu sevgiler... Bize hayalimizdeki düğünü gerçekleştirme imkanı verdiler.

Her şeyden önce mekan manzarası harika. Resimde de görüldüğü üzere. Güzel bir havaya denk geldiyseniz bitmesin istiyorsunuz. Bunun haricinde Tuğçe hem çok samimi, hem çok çalışkan, hem çok dürüst hem de her türlü fikre açık biri. Standart paket diye söyleyebileceğim klasik düğün setinde bile havai fişeğinden beyaz güvercinine kadar her şey var. Biraz da siz bir şeyler üretebiliyorsanız efsane bir düğün çıkabilir ortaya.

Biz masa planı ve düzeni hazırladık, mekan 'koç uygulaması' ile yerleşmeyi neredeyse hatasız yaptı. Koç uygulaması var evet; seçtiğiniz bir kişi o gün o restoranın müdürü gibi bir şey oluyor. Her şeyi organize etme, suyunu çıkarmaksızın her şeye müdahale etme hakkı var. Patronu siz seçiyorsunuz yani. Mekan sahibi de zaten hayli ilgili, Tuğçe ve Korhan düğün süresince sürekli sizinle oluyor.

Kısa tutayım, okuyucunun zamanını çalıp yormayayım. Barkovizyon için hazırladığımız klibin sunumu, bizi nikaha dek terasta ağırlarken yaptıkları jestler, herkesin bizi kapıdan beklerken sahil yolunda belediyeye ait konsept araçla attığımız turun ardından deniz kıyısından mekana girişimiz, patlayıp çatlayan volkanlar, havai fişekler, beyaz güvercin, aşk feneri gibi jestler, pasta, fotoğraf gibi klasik şeyler dahi harikaydı. Bunun haricinde şarkı söylemek için karaoke, dans grubu, incesaz gibi eklentilerin her birine de koşturabiliyorlar... Hatta çok saçma bir isteğiniz varsa dahi çekinmeden söyleyin; her hayalinizi gerçekleştirmek için can atan bir mekan sahibi var orada.

Benim işim yazmak, konuşmak, anlatmak... Ama o geceyi anlatmakta biraz güçlük çekiyorum. Muhtemelen hayatımın en güzel günüydü. Malum, o dönemler stresli oluyor. Her şeye koşturuyorsun; davetiye, nikah şekeri, fotoğraf gibi basit şeyler bile kriz olabiliyor. Lal Restoran bunların hemen hepsini hallediyor. Her şey dahil gibi bir şey. Üstelik her şey dahil deyince akla gelen bayağılıktan çok uzak.

Süreç boyunca muazzam bir diyalog yürüttük, güzel bir planlama yaptık, şans da bizimleydi ve hayalimizdeki düğünü yaptık. Kolay ve makul insanlarla en zor işler bile tereyağından kıl çeker gibi güzel ve kolay olabiliyor. Tıpkı zor insanlarla en kolay işlerin bile çekilmez hale gelişi gibi... Hele ki düğün dernek işlerinde 'dandik birine denk geliriz de her şey birbirine girerse' endişesi taşıyorsunuz ki bu durumda böyle insanlar çok daha kıymetli oluyor.

Onlara buradakinden çok daha büyük bir teşekkür borcum var. Umarım bu şükranı, bu referans niteliğindeki yazıyla ifade edebilmişimdir. Kır düğünü düşünüyorsanız; Lal iyidir vesselam. Aynı tercihi yine yapacak olsam farklı olmazdı.

Sevgiler.
Ahmet Melik.



22 Haziran 2013 Cumartesi

2012-13 sezonuna dair...



Erbatur'la linkteki programda NBA Finali'ni konuştuk:
http://video.fanatik.com.tr/diger/lebron-matrixte/42037

Her ne olursa olsun, hepimizin kabul ettiği bir gerçek var; NBA'in 2012-2013 sezonu güzeldi, lezzetliydi, keyif verdi. Hatta lokavtlı 2011-2012'den sonra adeta ilaç gibi geldi. Yukarıdaki videoda da Erbatur'la konuştuk, finali itibarı ile çok da büyük sürprizin olmadığı, hak edenin hak ettiği yerde olduğu bir sezon oldu.

Videoda da belirttiğim üzere, beni bu seride en çok etkileyen şey fair-play oldu. Belki bizim çitamız çok düşüktür, bilmiyorum. Zira bizler için bu tip ''Winner takes all'' maçlarında mutlaka 'mevzu' çıkar. En iyi ihtimalle bir ya da birkaç tatsızlık olur. NBA final serisi 7. maçına basketbol dışında hiçbir şeyin gölge düşürememesi her şeyden önce bizlere muazzam bir mücadele izletti. Hakkını da yemeyelim, hakemler 1-2 pozisyon dışında neredeyse kusursuz bir yönetim sergilediler.

Miami Heat, Doğu'nun tartışmasız en iyi takımıydı. 26 maç üst üste kazandıkları bir normal sezonda işleri bu denli yaver giderken Doğu'dan şampiyon çıkmamaları sürprizden öte bir şey olurdu. Diğer tarafta San Antonio Spurs de sezonun hatrı sayılır bir kısmını 'Play-Off'u bekleyerek' geçirdi. Batı'da da işleri düşündüklerinden daha kolay oldu ve kolaylıkla NBA finaline yürüdüler.

Seriyle ilgili söylenecek çok şey var. Okumaktan iyiden iyiye vazgeçtiğimiz bu kötü dönemde sizi harflerle, kelimelerle, cümlelerle daha fazla yormak istemiyorum. Bu yüzden videoyu paylaştım, burada söylenecek birçok şeye orada değindik keza.

Gelecek yıl, yeniden...
Serinin kırılma anlarında şans, hatta şanstan daha kutsal düzeyde bir olgu Heat'le birlikteydi. Ray Allen'ın üçlüğü tarihi değiştirdi dedik, abarttığımızı da zannetmiyorum. Miami Heat ve 'Büyük Üçlü', en kötü ihtimalle bir yıl daha birlikte NBA'in en iyisi olma mücadelesi verecek.

San Antonio Spurs'te de asıl parçalardan herhangi birinin gitmesi söz konusu değil. O destansı kadroyu gelecek yıl yeniden yüzük mücadelesi verirken göreceğiz gibi görünüyor. Yeniden final oynayacak mıyız (aha da renk verdim) bilemiyorum, ancak bu takım, özellikle Duncan gittiğinde üzüleceğim, özleyeceğim.

Şimdilik bu kadar, sevgiyle kalın.
Ahmet Melik